A list of the deportation of Greek (Rum) communities in the Ottoman Empire conducted during the period 1913-1922.
GREEK-GENOCIDE.NET
Reklamlar

ortodokslartoplulugu.org

Altınağızlı Yuhanna oruç hakkında

Üç kardeş bizlere tövbe etmemiz için yardım eder, bunlar : Oruç, Rahmet ve Dua’dır. Çünkü bunlar Mesih’teki yeni hayatta üç önemli nokta dır. İmanlılar itiraftan sonra bu üç kutsal kavramda ile birleşir. Yani insan itiraf ve tövbe etmez ise, oruç, rahmet ve dua Rab İsa Mesih’le birleşemez . Rab Mesih kendisi bizzat itirafı yarattı.

O Öğrencilerine, kimin günahlarını bağışlarsanız bağışlanacaktır, kimin günahlarını bağışlamazsanız öylece kalacaktır dedi. Sonuçta ; Oruç, rahmet ve dua üç büyük günaha karşı üç büyük silahtır. Bu üç büyük günah; kendini büyük görmek (kibirlilik), paraya ve mala tapmak şehvettir. Bir Hıristiyan oruç tutarak şehvet ile , dua ile para ve mal sevgisine karşı ve hatta gurur , kibirlilik ile de savaşır. Çünkü Tanrı’nın kutsal melekleri onu her türlü kötülükten kurtarır. Söyleyebiliriz ki tövbe etmiş bir Hıristiyan bu üç kutsallık ile, çok kutsal ve yüce Tanrı’ya üçlü bir kurban sunmuş olur. Çünkü Tanrı: “_ Ben kurban değil rahmet isterim..” dedi. İnsan oruç ile bedenini feda eder, dua ile nefsini Tanrı ya sunar ve rahmet ile de maddi hayırlarını sunar. Bu şekilde herşeyin Tanrı’dan gelip Tanrı’ya geri gittiğinden emin olabiliriz. İmanlı, sabırlı Eyüp Peygamberi hatırlayalım, yaşadığı bölgenin en zengin adamı iken, şeytanın tecrübesi ile bütün varlığını kaybetti ve bir çöplükte hayatını sürdürmeye devam etti ama hep Tanrı’ya güvendi ve dualarını eksik etmedi. En sonunda karısı gelip ona: _ Tanrı olsaydı sen bu iman ile bu duruma gelir miydin ? dedi. Oysa imanlı Eyüp: _ Tanrı verdi ve Tanri alır , dedi. Oruç tuttuğumuz zaman daha önce bahsettiğimiz gibi, şeytan lezzetlerimizle savaşır. Yani aklımıza lezzetli ve sevdiğimiz şeyleri getirir. Oruç ile, günah dolu cesedimiz çok yüce Tanrı’nın Ruh’u ile birleşir ve şeytansal tüm etkileri yeneriz ve şeytansal fikirler zihnimizi terk eder. Dilimiz kötü şeylerden arınır, tembellik ve ihmallik yok olur. Oruç cesedi ruha bağlar, zihni aydınlatır, duayı güçlendirir, bizlere tövbe yolunu gösterir, korkuyu tutar ve zihni genişletir. Oruç bencilliği durdurur, Tanrısal korkuyu içimize sindirir, iyi niyetliliğin yolu, Tanrı’ya karşı olan fakirliğimizi zenginleştirir, sabrı büyütür, iyiliği çoğaltır ve kurtuluşun koruyucusudur. Oruç, bizim Tanrı ile en büyük irtibatımızdır. Tanrı Mesih, çarmıha gerilmeden önce 40 gün oruç tutarak şeytanı yendi ve bize oruç tutmanın ne kadar faydalı olduğunu kanıtladı. Tabi ki oruç hedefimiz değildir, sadece bir kurtuluş vesilesidir. Oruç tutmak Kilise’nin kutsal sırlarını ezmek değildir. Oruç tutmak Kilise’nin sırları ve Tanrı ile birleşmektir ve her bir diğerini birbirine bağlar. Oruç tutan insan elinden geldiği kadar dua etmesi ve kilise ayinlerine katılması gerekir. Aziz Altın Ağızlı Yuhanna, orucun çok kutsal olduğunu ve sadece yemeklerden uzak kalmak olmadığını, ancak günahlardan uzaklaşmak olduğunu söyler. Aynı zamanda Aziz Büyük Basilyos: _ Gerçek oruç kötülükten uzaklaşmaktır , demiştir.

Tanrı bizimle olsun, Amin.

Aziz Altın Ağız’lı Yuhanna’nın kitabından Ruhani Peder Dimyan Yakupoğlu tarafιndan tercüme edilmiştir.

http://www.ortodokslartoplulugu.org/konusmalar-aziz-pederlerin-sesi/altinagizli-yuhanna-oruc-hakkinda-2/

SOĞAN KABUKLARI VE ADIYAMAN’IN ÖTEKİ TARİHİ

Eğer tüm dünyada tamamen masum ve çok mazlum bir halk arıyorsanız, o halk Süryanilerdir. Tamamen masum; çünkü tarih boyunca hiç devlet kurmamış, yaşadığı ülkenin resmî sahibi olmamış, iktidarda bulunmamış bu halk asla hiç kimsenin tavuğuna kışt demedi.

Ama masumluğun ve sessizliğin bedeli olarak hep baskı gördü. 1915-16’da Ermenilerle birlikte yağmalandı ve kılıçtan geçirildi. Zaten Süryaniler yaşadıklarına da aynı adı koydular: Kılıç. Sayfo.

Anavatanları Tur Abdin’de yaşananlar böyle olunca, çok daha seyrek olarak bulundukları Adıyaman’da daha 1911’den itibaren cereyan edenleri tahmin zor değil.

Bu kitap işte orada yaşananları anlatıyor. Birinci bölümünde o günleri çekmek zorunda kalmış bir Süryani’nin el yazmasının, ikinci bölümünde de o günlerden hayatta kalmış tanıklarla 1982-92’de yüz yüze yapılmış görüşmelerin ağzından…

Prof. Dr. Baskın Oran

KİTABIN YAZARIYLA YAPILAN BİR RÖPORTAJ

Bu göç yaşantısında Adıyaman’ın Gerger ilçesine kadar uzanan yolda , Adıyaman’ da yaşayan Süryaniler in Tarihi hakkında Adıyamanlı Süryani Yazar Olan Muzaffer İris ile birlikte Son yazmış olduğu Adıyaman Süryani Tarihini ele alan “Soğan Kabukları” adlı Kitabı ve Adıyaman’ da yaşayan Süryaniler hakkında Evrensel’e Röportaj veren Muzaffer İris’e sorularımızı şu şekilde yönelttik.

1- Muzaffer iris öncelikle Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Adıyaman Gerger ilçesi Vank’(Yeşilyurt) köyünde doğdum. İlkokulu köyde Ortaokulu ve Liseyi Gerger de okudum. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun oldum.

2-Adıyaman’da yaşamış ve halen varlığını sürdürmekte olan Süryani Halklarının sizin için önemi nedir?

Süryani halkının benim için önemi nedir sorusu çok geniş ve kapsamlı bir soru. Her halkın, her kültürün, her bireyin benim için önemi vardır. Bütün halklar, diller, kültürler, renkler, yaşamlar önemlidir. Benim için hiçbir halk diğerinden üstün, fazla ya da az değildir. İncelendiğinde bütün halkların tarih boyunca yaptıkları iyi ve kötü şeyler vardır. Yapılan iyiliklere sevinir kötülüklere de üzülürüz. Bu bir nevi şuna benziyor her ağacın meyvelerine bakarak hangi meyvenin iyi hangisinin kötü olduğu gibi bir anlam da ifade ediyor.

Benim için Süryanilerin önemine dönersek; İnkar edilemeyecek kadar büyük bir öneme sahiptirler. Düşünün dünyanın ilk Hristiyanları, İsa’nın kullandığı dili hala kullanıyorlar. 5 bin yıllık bir tarihleri var. El sanatlarından mimariye, büyük bir sanatın temsilcileri. İlk üniversiteyi kurmuşlar. Kullandıkları dil Yunan Edebiyatı ile Arap edebiyatı arasında bir köprü olmuş.7. yy da Süryanice dünya dili olmuş. Eflatun’un, Heredot’un eserleri Yunancadan Süryaniceye ve oradan da Arapçaya çevrilerek Müslüman edebiyatına büyük bir katkı sağlamış.

Böyle bir halk önemli olmaz mı? Ama maalesef böyle büyük medeniyetler kurmuş bir halk şimdi yok olmakla karşı karşıya. Kültürleri, dilleri ve hatta kendileri yok olmakta. Süryaniceyi kullananların sayısı gün geçtikçe azalmakta. Bu halk göç etmekte ve neredeyse Kelaynak kuşlarının durumuna düşmek üzeredir. Böyle bir manzarayla karşılaşmak insanı üzüyor doğrusu. Antik bir halk tarihten silinmemeli. Bu halk, bu dil, bu kültürler yok edilmemeli. Desteklenmeli, yaşatılmalı tarihe olan katkıları unutulmamalı.

1. Adıyaman’ın Kültürel Tarihinde Süryanilerin yeri ve önemi ne olmuştur ?

Adıyaman birçok medeniyetin hüküm sürdüğü bir şehir. Adıyaman tarihi incelendiğinde onlarca halkın, milletin izine rastlamak mümkün. Asurlular, Frigler, Persler, Makedonlar, Kommagene Krallığı, Roma, Bizans, Emeviler, Abbasiler, Anadolu Selçukluları, Memlüklüler ve en son olarak ta Osmanlı İmparatorluğunun Adıyaman da hüküm sürdüğünü görüyoruz.

Süryanilerin Tarihi ise Asur ve Aramilere kadar iner Adıyamanda.1519 Osmanlı kaynakları Adıyaman’daki Süryani ve Ermeniler hakkında bize yazılı bilgiler vermektedirler. Özellikle, Samsat, Besni, Gerger, Kahta ve köyleri Süryaniler için önemli yerleşim merkezleriydi. Süryaniler, Samsat için ‘Şimşat’Gerger için ‘Gargar’,Besni için ‘Beit Hesna’diyorlardı.

Adıyamanda bulunan Mor Petrus ve Mor Pavlus Kilisesi 1701 yılında yapılır. Kilisede bulunan bir levhada ise 1883 tarihi yazılıdır.
Patriklik merkezinin M.S 969 yılında Malatya’ya taşınması Adıyaman da ki Süryanilerin daha da güçlenmesini sağlar. Gerger Süryanilerin bir matbaası haline gelir. Gergeryo isimli yeni bir yazı stili ortaya çıkar. Birçok Süryani metropolit, yazar ve düşünür Gerger de yetişir.

Adıyaman da bulunan Mara mahallesinin tamamı Süryani ve Ermenilerden oluşuyordu. Gâvur Mahallesi denmesinin sebebi budur.1978 Yılında Adıyaman da bulunan kilise maalesef kapanır. Kilise kapanınca birçok Süryani ibadet edecek yer bulamaz. Birçoğu bu arada Müslümanlığa geçer.2000 yılında kilise yeniden açılır.

Adıyaman da ki sanat ve ticaretin neredeyse tamamı Süryaniler tarafından icra ediliyordu. Ayakkabıcılık, sıvacılık, marangozluk, duvar ustalığı, demircilik denince ya Süryani ya da Ermeniler akla gelirdi. Adıyaman da bu mesleklerin öğretmenleri Süryani ve Ermenilerdi. Kâhta ve Gerger de şimdi bile bu durum hemen hemen hiç değişmemiş sadece işi yapanların dini tercihleri değişmiştir.
Süryaniler her yıl 28 Haziranda büyük bir özlemle Adıyaman’ı ziyaret etmektedirler. Yurt dışı ve yurt içinden birçok insanın Adıyaman’a gelmesi Adıyaman’ın Süryaniler için hala önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

4-Yazmış olduğunuz kitabın adı olan ’Soğan Kabukları’ isminin ayrı bir anlamı veya önemi var mıdır?

Evet gerçekten değişik ve ilginç bir isim. Birçok kişinin dikkatini çekmiş. Bazıları gerçekten soğan kabuğu olarak anlıyor.

Adıyaman Süryaniler için mutluluğun, güzel günlerin yaşamasının yanında acılarla dolu anıları ve yaşamları da barındırır.
Birinci kitabımda Süryanilerin Bütün Yönleriyle tarihlerini ele almıştım. İkinci kitabım da da Süryani Mutfağını yazdım. Bu çalışmamda da Süryanilerin Adıyaman da yaşadıkları acılara yer verdim. Özellikle Kahta ve Gerger de Süryanilerin uğradıkları vahşeti yazdım. Canlı tanıklarla yaptığım röportajları yayımladım.1

915 te Süryanileri kurtaran koruyan iyi niyetli Müslümanlara da yer verdim. Kitabın ismine gelince, Asker Adıyaman’ın Gerger ilçesine bağlı Vank köyüne gider ve Köyün ağasına Süryanileri toplayıp götüreceğini söyler. Köy ağası bu köyün Ermeni değil, Süryani köyü olduğunu bu nedenle götüremeyeceğini kanunun Ermeniler için olduğunu söyleyince, komutan ağaya şunları söyler’ Bizim için soğanın kabuğunun rengi önemli değil, kokusu önemlidir. Soğan soğandır.’ Der. Yani Ermeni ve Süryani olmasının bir anlamı yoktur. Dinlerinin Hristiyan olmasının yeterli olduğunu belirtir ve Süryanileri toplayarak Fırat’a doğru götürür…

Röportaj: Serhad Buğdaycı  Adıyaman/Evrensel;  Güncelleme Tarihi: 19 Temmuz 2017

http://www.suryaniler.com/kultur-sanat.asp?id=1284

Many people in the West think that everybody is Muslim from Istanbul to the East, with the exception of Israel!

But NO! Christians (Syriacs, Copts, Assyrians, Armenians…) are the Native people of the Middle East and they are also brown!!

Image may contain: 4 people, people sitting

Kutsal aziz Stilyanos

ortodokslartoplulugu.org

26 Kasım Kutsal aziz Stilyanos

Kutsal Aziz Stilyanos zengin bir ailenin çocuğu olarak 6. Yüzyılın sonlarında dünyaya geldi. (Kesin olmamakla birlikte Paflagonia[1]’da doğduğu rivayet edilir, çünkü kendisinin kutsal emanetleri orada korunmaktaydı). Stilyanos ailesinden küçük yaştan kendine hakim olabilmeyi parayı ise yoksulları ve hastaları rahat ettirebilecek bir araç olarak görmeyi öğrenmişti. Bu şekilde yetiştirilmiş olan aziz, ailesinin vefatından hemen sonra  ailesinden kalan mirasını yoksullarla paylaşarak çilekâr bir yaşam sürmek üzere ıssız çöllere çekildi. Rab İsa Mesih’i tüm kalbiyle sevdi. Ayak basmış olduğu kızgın çöllerde kendisi gibi münzevilik hayatı sürdüren münzevilerle tanışmış. Birlikte alçakgönüllük ve kardeşçesine büyük bir sevgi ile yaşadı. Kimseyi asla üzmedi aksine sıkıntı yaşayan insanların yüreğine esenliği getirmek onu pek memnun ederdi. Çilekâr yaşantısının ünü şehirlere kadar ulaşmış, dolaysıyla müminler kendisine koşar inançlı ve erdemli bir dini yaşam için ondan ögüt ve talimat alırlandı. Kutsal Aziz Stilyanos, münzevi bir hayat sürmesine rağmen Rab’bin de çok sevdiği çocuklara karşı şevkat ve yakınlık hissederdi. “Alçakgönüllülük erdemlerin temeliyse, o zaman çocuk olmak en büyük felsefeci olmaktan daha erdemli olmak demektir” derdi.

Bu yüzdendir ki büyük sıklıkla aileler çocuklarını Azizin yanına getirdiklerinde kendisi sevinçten uçarcasına mutlu olurdu. Geleneğe göre bir nevi kreş oluşturup çocuklarla kendisi ilgilenirdi. Bu sebeple Tanrı ona Kutsal Ruh’un yardımıyla hasta çocukları, çocuksuz biçâre kadınları tedavi etmesi için lütuflandırmıştır. Kutsal Aziz Stilyanos mükemmel, erdem ve fazilet dolu bir yaşam sonunda 7. Yüzyılın başlarında sonsuzluk uykusuna gözlerini yummuştur. Rab’de uyuduğunda yüzü güneş gibi parlamış ve ruhunu Cennet’e taşımak üzere bir melek belirmiştir. Duaları hem yaşadığı dönemde hem de o zamandan beri pek çok mucize yaratmıştır. Hasta çocukların ve çocuk sahibi olamayan çiftlerin yardımcısıdır. Yetimlerin koruyucusu olarak bilinir. Isim günü 26 Kasımda kutlanmaktadır.

Kaynak: Ortodoks Kilisesinin “Synaksaristis” kitabından tercüme edilmiştir.

[1] Paflagonia= Orta Karadeniz bölgesi

http://www.ortodokslartoplulugu.org/azizlerimizin-hayat-hikayeleri/26-kasim-kutsal-aziz-stilyanos/

“That means not just about being there but being there in a mission, being there with Christian values.“

ONLY a year ago, Saveen Oghana and Ban Isaqi, an Iraqi couple, were busy building their careers – one as a medical doctor, the other a dentist – but now…
chaldeanview.com
Στην περιοχή του Ισημερινού όπου ζούμε, δεν υπάρχουν τέσσερις εποχές όπως στην Ευρώπη, αλλά δύο μεγάλες περίοδοι: η περίοδος των βροχών και η περίοδος της ξηρασίας. Συνήθως η ξηρασία διαρκεί περισσ…
ierapostoli.wordpress.com