“The latest attack came after ISIS released a video promising more attacks on Christians and threatening to cleanse Egypt’s population of its Christian minority.”
Lots of difficult trials going on for our Egyptian brothers & sisters. Please #pray for them!

Dozens of Christian families have fled Egypt’s North Sinai following increased attacks and threats by ISIS-affiliated militants in the region. According to…

egyptianstreets.com

Malfono Yusuf Beğtaş / SÜRYANİCENİN TARİHSEL ÖNEMİ VE DURUMU

Süryanice, Bethnahrin (Mezopotamya) organik kültürünün mirasçısıdır. Medeniyetin gelişiminde rol oynamış kadim bir dildir. Doğu’nun bağrından türemiş dünyanın eski dillerinden biridir. İsa Mesih’in konuştuğu dildir. Antakya Süryani Kilisesi’in doğuşuyla gelişen, Dicle ve Fırat’ın uzun tarihidir. Süryanice’nin kavramsal derinliği Hıristiyanlığın yayılmasına öncülük yapmıştır. Sosyal arka planda başka faktörler olsa da, Süryanice’nin akidevi kavramları ve entellektüel etkinliği olmasaydı, Bethnahrin’de kilise ve ritüeller bu denli gelişemezdi.

Doğu-Batı düşüncesine sunduğu önemli katkılarla Hıristiyanlığın yayılmasına, düşüncenin, felsefenin gelişmesine, Yunan uygarlığının Arap dünyasına ve Avrupa’ya ulaşmasında öncü rol oynamış bir dildir.

Antikitenin İslam dünyasına aktarılmasında Süryanicenin katkısı büyüktür. Süryanicenin açılımcı karakteri; tarihte bölgenin sosyo-kültürel yaşamına özellikle Arapça diline ve İslam felsefesine önemli entelektüel katkılar sunmuştur.

Hıristiyanlık teolojisinde güçlü kavramlara sahip olan Süryanice, Hıristiyanlığın bir dili olarak nitelendirilebilir. Bu dille yazılan eserlerin ana referans kaynağı, büyük ölçüde Rabbin Kelamı’na, ahlaki donanımlara dönüktür. ‘’İnsan, hak ve hakikate doğrulukla, yaratılanlara da ahlakla davrandığında insan olur’’ gerçeğini önceden kavrayan Süryani yazarlar/düşünürler, pozitif bilimlerde zengin bir miras bırakarak, ruhsal farkındalıkla, sosyal düşüncenin gelişimine hizmet etmişlerdir.

Bir dile, bir kültüre organik bütünlüğünü sağlayan şey kelimelerin/kavramların anlam-değer dünyasıdır. O dünyada aşınma ve anlam kaybı başlamışsa, yok olma kaçınılmazdır. Aşınma ve anlam kaybı hastalık gibidir. Kelimelere ait kavramsal kişiliğin ölmesine neden olur. Bu da toplumsal ilişkileri olumsuz etkiler.

Anlamsal kişilik kavramların ve kelimelerin içeriğine, dolayısıyla ruhuna vurgu yapar. Hem anlamını, hem değerini açıklar. Bu içerik, bu anlam, bu değer, insanların eylemlerini, motivasyonlarını belirleyen çok önemli işlevlere sahiptir. Kavramların anlamsal kişiliği, düşünce kalıplarını geliştirir, mevcut anlamları büyütür. Hatta yeni anlamlar katar. Bu da, insanların anlamlandırma yetisine, değerlendirme sistemine olumlu etki yapar. Anlamlandırma yetisinin zaafa uğraması, bir insanın, dolayısıyla bir dilin başına gelebilecek en büyük musibettir. Bu musibet, aşağılık kompleksini tetikler, bunalıma sokar, birbirine düşürür, imhaya sürükler. Dildeki kavramsal gelişim, o dilin hayatiyetine, o dili kullanan insanların sosyo-kültürel şekillenmesine, siyasal varlığına, anlaşılmalara güç katar.

Bir dilin ölmesi, o dili konuşan halkın, o dille yaratılan mirasın yok olması demektir. Çünkü dil, sadece insanlar arasında anlaşma aracı değildir. Bu dildeki bilginin, bilgeliğin geleceğe aktarılmasını sağlayan, geçmiş ile gelecek arasındaki ilişkiyi geliştiren bir araçtır.

Bütün diller ve kültürler, insanlığın sırlarını anlatır. Ancak söylendiği üzere, aslına ve özüne dönmeyen yok olmaya mahkumdur. Hiçbir toplum kendisine ait olmayan, kendi öz kültüründen çıkmayan bir düşünce tarzıyla uzun süre yaşayamaz. Her toplum kendi öz kültüründen yola çıkan ama evrensel olanla ilişkili bir düşünce geliştirebildiğinde sosyal entegrasyon ve düşünsel gelişim anlam bulacaktır.

Bu düşünce tarzı, kendi hakimiyetini tesis etmeye, diğerlerini yok etmeye değil, aksine sosyal adalete, barışa, hakkaniyete, karşılıklı dönüşüme, var etmeye hizmet eden bir temas biçimi şeklinde gelişmelidir. Çünkü kainattaki her şey hayatın anlamını anlamaya destekçi olduğu müddetçe faydalıdır.

Süryanicenin durumu, Süryanilerin mevcut yapısıyla yakınlık arz etmektedir. Maduniyet, mağduriyet ve savrulmalar, Süryaniceyi ve kavramsal gelişimini olumsuz etkilemiştir.

Tarihte oynadığı bütün olumlu rollere karşın, Süryanice günümüzde buruk bir dildir. Kilisede, literatürde varlığını devam ettiriyorsa da, ruhsal derinlik taşıyan sosyo-kültürel kavramları küllenmiş, anlam/değer içerikleri erozyona uğramıştır.

Günümüzde, yol şartları değişince, yolculuk şartları da değişmiştir. Bu da Süryanice’yi sarsmaktadır. Yeni karşılaşmalar, yeni temaslar, yenilikler, farklı tehlikeler, farklı algılama biçimleri vuku bulmuştur. Akidevi, felsefi, siyasal, ruhsal-kültürel Süryanice kavramlarının –sosyolojik bir bakışla- düşünce şeklinde hayatiyet kazanması, yutulmalara, ezber bozmalara karşı direnç oluşturacaktır. Kadim bir ruhun asimilasyona, eliminasyona uğramaması açısından bu elzemdir. Değişim arayışlarının krizlerle iç içe girdiği bir süreçte, bu, çok önemli bir çaba olacaktır..

Süryani geleneğinde ‘‘üretken insan, hamile kadına benzetilir. Yaşarsa, yalnız kendine yaşamaz. Ölürse, yalnız kendisi ölmez’’ anlayışı vardır. Sosyal uyum ve barış, insani yeteneklerin ve özgünlüğün ortaya çıkmasına, hayatın hizmetine sunulmasına bağlıdır. Bütün yetenekler (kakro, mavhabtho) Allah’tandır. İlahi antlaşmadır. Emanettir. Hayatı zenginleştirme güdüsüyle hizmet etmezlerse, antlaşma fesh edilir. Yetenek geri alınır.

Dolayısıyla, Süryanice kadim bir ruhtur, kadim bir kültürdür. Bu ruhun sönmemesi için farklı yaklaşımlar ve farklı çabalar gerekmektedir. Temel amaç, kurumakta olan bir ağaca su vermek olmalıdır. Esas olan kadim olan bu ruhu ve bu kültürü yaşatmak, evrensel olanla buluşturmaktır.

Çünkü entelektüel sermaye elektriğe benzer, görülmez, aydınlatır ve yol gösterir. Bilgi ve bilgeliğin kazandığı yeni boyutlarda, entelektüel sermaye dünyayı, kapısız ve duvarsız bir pazara dönüştürmüştür.

Denildiği üzere, ruh ufuksuz yaşayamaz. Ağaç kökleriyle yaşar. Kökler kurursa, bütün gövde zarar görür. O halde kökler sulanmalı, düşünsel, yazınsal anlamda ufuksuzluğa terk edilmemelidir.

İnsanlığa ve Hıristiyanlığa büyük katkılar sunan Süryanice’nin korunması, geliştirilmesi, sadece bu dili sevenlerin ve bilenlerin sorumluluğu değildir. Hıristiyanlığa, insanlığa, evrensel kültüre karşı sorumluluk taşıyan herkesin duyarlı olması gereken bir konudur.

Kadim bir ruhu yaşatmaya çalışmak, bu uğurda çaba gösterenlerin cesaretlerini beslemek, gelecek kuşaklar adına önemli ve anlamlı bir katkı olacaktır.

 

http://www.suryaniler.com/konuk-yazarlar.asp?id=1266

ortodokslartoplulugu.org

 

23 Şubat Kutsal Piskopos ve Şehit Polikarpos, İzmir.

Polikarpos büyük olasılıkla, İncil yazarı Yuhanna’ nın öğrencisidir. İzmir (Türkiye) episkoposuydu. İzmir tiyatrosunda halkın önünde bir odun yığını üzerinde yakılarak öldürüldü. Ölürken, şehit edilmeye layık görülmüş olduğu için Rabbe şükretti. 23 Şubat 155 yılı  şehit edildi.

(Polikarpos, Filipili’ lere Mektubundan, 1, 1-2,3)

Tanrı’ya imanda ve sevgide hizmet etmek.

Polikarpos ve yanındaki rahiplerden, Filipi’ de gurbetteymiş gibi yaşayan Kilise’ye: her şeye kadir olan Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih sizlere merhamet ve barış ihsan eylesin.

Gerçek sevginin timsali olan şahitlere kucak açtığınızda, azizlere layık olan zincirlere -bu zincirler ki Tanrımız ve Rabbimizin gerçekten geçtikleri için bir baş tacı gibidir – vurulanlara gerektiği gibi eşlik ettiğinizde, mutluluğunuza Rabbimiz İsa Mesih’te ben de gönülden katıldım. Eskiden beri bilinen imanınızın güçlü kökünün de bugüne dek sağlam kalmasına ve İsa Mesih’te meyve vermesine sevindim. O İsa Mesih ki günahlarımız yüzünden ölümle kucaklaştı. Tanrı’nın, ölümün acılarına son vererek dirilttiği İsa Mesih. Henüz görmediğiniz, sözlerle anlatılamayan, çehrenizi nurlandıran, birçoğunun özlemi olan bir mutlulukla iman ettiğiniz Mesih. Çünkü biliyorsunuz, inayet sayesinde kurtuldunuz, eylemleriniz sayesinde değil, İsa Mesih aracılığı ile Tanrı’nın rızası sayesinde. Bu nedenle, eyleme hazırlanınız ve Tanrı’ya züht içinde ve gerçekten hizmet ediniz. Topluluğun boş lafları ve yanılgılarından uzak durun. Rabbimiz İsa Mesih’i ölülerden diriltene, ona şan ve şeref verene, sağ kolunda bir taht ihsan edene inanın. Göklerde ve yeryüzünde her şey ona tabidir. Her nefes alan varlık ona tapar. O dirileri ve ölüleri yargılamak üzere gelecek ve Tanrı O’na inanmayı reddedenlerden O’nun kanının hesabını soracak.

Devamı… http://www.ortodokslartoplulugu.org/azizlerimizin-hayat-hikayeleri/23-subat-kutsal-piskopos-ve-sehit-polikarpos-izmir-2/

ortodokslartoplulugu.org

 

Tanrı bizden neler istiyor?

 

Tanrı her birimizden neler istiyor? Bu soru sürekli, insanların aklını karıştırmaktadır.  Ama Tanrı’nın isteği, mümin insanlara göre gayet net ve açıktır. Biz hiristiyanlar, Musa’ya Eski Ahid’te verilen 10 emri biliyormuyuz? (MISIRDAN ÇIKIŞ 20:3,17 ) Yada en azından Yeni Antlaşma’da Tanrı’nın, zeytinlik dağında verdiği vaazı biliyormuyuz?  ( MATTA 5:1,12 ) Maalesef çoğu hiristiyan bunları bilmiyor. Hatta binlerce  yıllık tarihi olan 10 emri bile bilmiyorlar ve bu cahillik yüzünden bir çok günaha giriyorlar ve insanlar tarafından suçlandıklarında, bunun günah olduğunu bilmiyordum diyorlar. Ama Mesih bizleri daha önce Kutsal Kitaplarda uyarmıştı.
Bazı insanlar, Mesih”in bizleri, zina dan, rüşvet ten ve zengin olmaktan uzak durun diye uyardığını bile bilmiyorlar. O zaman o hiristiyanlar Tanrı’nın vasiyetlerini bilmedikleri halde nasıl hiristiyanca yaşıyorlar? Yada nasıl kötülükten uzaklaşıp iyiliği yapabilirler?
Bu çok kolay ve basittir, hayatta karşılaştığımız kötülüklerin en büyük sebebi, Tanrı”nın vasiyetlerini bilmemek ve Tanrı’dan uzak olmaktır.
Ve bu sebeplere karşı gelmedikçe, hırsızlara, yalancılara ve katillere rastlamak gayet normal bir durumdur.
Tanrı”nın vasiyetlerini bilmemek, her şeyi kaybetmek demektir, ve maalesef bu duruma kadar varmış olduk, lakin bunun sorumlusu kim?
Başlangıçta sorumlusu bizleriz. Çünkü Tanrı”nın vasiyetlerini öğrenmemiz için çaba harcamıyoruz, Kutsal Kitabı okumuyoruz, kiliseye gidip o gün okunan İncil’in anlamını kilise pederlerinin vaazlarını dinleyip Tanrı”nın bizden neler istediğini öğrenmek istemiyoruz.
Farz edelim bir ülkenin vatandaşı ülkesinde yaşıyor ve yaşadığı ülkenin kanun ve kurallarını bilmiyor ve aklı estiği gibi, yaşadığı ülkenin kurallarına aykırı bir şekilde hareket ediyor. O insan mutlaka bir gün askerlerin yada polislerin ellerine düşüp hapise yada ölüme götürülecektir. Bu aynı şekilde din için de geçerlidir. İnsan eğer Tanrı’nın vasiyetlerini bilmez ise, şeytanın kötü tuzaklarına düşüp cehenneme atılacaktır.
Lakin aynı zamanda aileler de bunun sorumlusudur. Çünkü onlar, çocuklarına küçük yaşta Tanrı’nın vasiyetlerini öğretmediler. Her anne ve baba çocuğuna Tanrı’nın vasiyetlerini öğretme sorumluluğunu taşıyor, onlara küçük yaşta neyin günah neyin sevap olduğunu öğretmeliler, onları kilise derslerine göndermeliler, öyle ki her hiristiyan, Tanrı’yı denemeye kalkışan Yahudi gibi, ben bunları küçüklüğümden beri ezberledim diye haykırsın.  ( MATTA 19:20)
Sonuçta hepimiz Tanrı’nın vasiyetlerini bilmeme sorumluluğunu taşıyoruz. Lakin bu vahim durumumuzu değiştirmez isek, maalesef kurtuluşu göremeyeceğiz, Tanrı‘nın buyruklarını öğrenip günlük hayatımızda onları nizami bir şekilde yerine getirmez isek, kurtuluşu göremeyeceğiz ve Tanrı ile ebedi hayatı paylaşamayacağız. Çünkü Tanrı, adil ve kutsaldır, şimdi her zaman ve sonsuzluğa kadar AMİN.
RUHANİ PEDER:     DİMYAN YAKUPOĞLU               

 

http://www.ortodokslartoplulugu.org/manevi-yasam/tanri-bizden-neler-istiyor/

If you could go anywhere in the world, for an Orthodox tour, what would your five places be? #OrthodoxyWorldwide
http://myocn.net/top-5-destinations-for-orthodox-jet-sette…/

The world is filled with testaments to our faith. Here are the top five destinations to visit as an Orthodox Christian.
myocn.net|By Bev. Cooke, writer

Of course, Greek rivers are ideal to enjoy rafting or #canoeing. Ellines.com team presents 10 Greek rivers that will amaze you!
#ellines #sports #BestInGreece #Top10 #rafting

Rafting is a team sport, a recreational outdoor activity which uses an inflatable raft to navigate a river or other body of water. The crew consists of a professional river guide and..

ellines.com

Ermenistan, kendi nüfusuna oranla en çok Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan 3. ülke

 Ermenihaber.am

Suriye’deki iç savaşın başlangıç tarihi olan 2011’den beri milyonlarca kişi mecburen evini terk ederek diğer ülkelere sığındı. En az 6 milyon insan mülteci haline düştü ve çoğu zaman en kirli pazarlıkların konusu oldu. Suriyeli göçmenler, canlarını, ailelerini ve tüm maddi varlıklarını kaybetme tehlikesine atılarak komşu Türkiye, Lübnan ve Ürdün’a sığındı veya  Batıya gitmenin yollarını aramaya başladı.

Bu süreçte 3 milyon nüfusu olan Ermenistan, hiç düşünmeden Suriyeli mültecilere kapılarını açtı. Ermenistan, kendi nüfusuna oranla en çok Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan 3. ülke. 17 bin Suriyeli mültecinin sığındığı Ermenistan’da, her 1000 kişiye 6 mülteci düşüyor. Ermeni halkına kendi trajik geçmişini hatırlatan Suriyeliler, ülkede içtenlikle karşılandılar.

Kısıtlı maddi imkanlarına rağmen Ermenistan hükümeti, göçmenlere geniş kapsamlı yardımlar sağlamaya çalışıyor. Ermenistan’da Suriyeliler ücretsiz sağlık hizmetlerinden faydalanabiliyor,  çocuklar ise okullarda eğitimlerine devam edebiliyor.

“Bir Aile Evlat Edin” girişimi çerçevesinde her Suriyeli aile, bir Ermeni ailenin desteğiyle sosyal ve kültürel hayatına alışmaya çalışıyor. Mültecilere ayrıca mikro ölçekli başlangıç kredileri de sağlanıyor.

AB ülkelerinin onda biri oranında GSMH’ye ve %17 işsizlik oranına sahip olan Ermenistan,  mülteciler için harcadığı çabalar için bugüne kadar yabancı ülkelerden ve uluslararası kuruluşlardan herhangi destek almadı.

ABD’deki Ermeni  Diasporasının bu yıl düzenlediği yardım kampanyaları sayesinde şu ana kadar 1.2 milyon dolar yardım toplandı. Suriyeli mültecilerin hayatında güvenli bir sığınak olan Ermenistan, tüm zorluklara rağmen Suriyeli mültecilerin hayatını kolaylaştırmak için çaba harcamaya devam ediyor.

Kaynak:   Ermenihaber.am