Süryaniler eğitim yılına ilkokulsuz başlıyor

agos.com.tr

İstanbul’da 2013’te açılan Süryani Mor Efrem Anaokulu iki yıldır mezun verirken, öğrencilerin gidebileceği bir ilkokul halen bulunmuyor.Süryaniler, yeni eğitim öğretim yılına da ilkokulu olmadan başlıyor. İstanbul’da 2013’te açılan Süryani Mor Efrem Anaokulu iki yıldır mezun verirken, öğrencilerin gidebileceği bir ilkokul halen bulunmuyor. Devlet desteği olmaksızın bir okul açılması ise şimdilik mümkün görünmüyor.

1913-1914 öğretim yılında, Osmanlı vilayetleri ve livalarında, gayrimüslim toplumlarına ait toplam 2 bin 580 okul bulunuyordu. Bu okullardan 29’u Süryani toplumuna aitti. 1928’de Mardin’deki son Süryani okulunun da kapanmasının ardından, Süryaniler yaklaşık 90 yıl boyunca okul açamadı. Lozan Antlaşması’yla gayrimüslim toplulukların eğitim hakkının güvence altına alınmış olmasına rağmen okul açmalarına izin verilmeyen Süryaniler, en temel insan haklarından biri olan eğitim-öğretim hakkından mahrum kaldılar.

Devamı…  http://www.agos.com.tr/tr/yazi/19343/suryaniler-egitim-yilina-ilkokulsuz-basliyor

Reklamlar

 

ortodokslartoplulugu.org

 

12 Eylül İzmir Metropoliti Aziz Hrisostomos

 

Mudanya yakınlarındaki Propontis’in Triglia adındaki küçük kasabasında, 1867 yılında doğmuştur. Babası Nikolaos Kalafatis ve annesi ise Kalliopi Lemonidou idi. Ruhban olmaya genç yaştayken karar verdi. Heybeliada Ruhban Okulu’nda okudu. Yayınlanan ilk kitabı “ΠερίΕκκλησίας(Kilise Hakkında) 1.110 sayfadan oluşuyordu. Kitap dört bölümdü, birinci bölümü Ortodoksluğun, Katoliklikten ve Protestanlıktan farkları üzerinedir. İkinci bölüm Peter Mogilas’ın Ortodoks inancı üzerine olan ikrarını içerir, üçüncü bölüm Protestanlığın kontrolü ve dördüncü bölüm de Katolikliğin yanlışları üzerinedir.

3. Yoakim metropolit olduğu zaman, Aziz Hrisostomos’u 1910 yılına kadar Drama metropoliti yaptı. Bu süreç boyunca Aziz Bulgaristan terörüne ve Romanya propagandasına karşı direndi. 1910 yılından şehit edildiği güne kadar İzmir metropoliti olarak hizmet verdi (27 Ağustos 1922’de ruhunu teslim etmiştir). Görevi boyunca metropolit olarak çok sayıda kilise, hastane, okul, spor salonu inşa etmiş ve diğer hayır işlerine katılmıştır.

Aziz’in çok fena işkencelerle ve aşağılamalarla son bulmuş hayatını anlamak ve hatırasına saygı göstermek, bugün birçoklarının unuttuğu ya da kabul edemediği birşeydir. Onu anlayabilmek için öncelikle ruhbanlık yaptığı dönemin olaylarını iyi kavramak gereklidir. O dönemde yaşamış bir Türk görgü tanığı, zamanın olayları ile ilgili olarak şunları anlatıyor:

“Nurettin Paşa’nın askerleri yollarına çıkan tüm evleri yakıp-yıkıyor, yağmalıyor ve tüm dükkânları talan ediyordu. Her şeyi ateşe veriyorlardı. Henüz yaşıyor olan erkeklere işkence ediyorlardı ve kilisenin papazını haça çiviliyor(…) Yangın gece boyunca sürdü. Duvarlar yıkıldı, vitrin camları paramparça oldu, alevler her şeyi yuttu. Her şey kül oldu… İnsanların yıllar boyu emekleri ve alın terleri ile yarattıkları her şey –evler, fabrikalar, okullar, ibadethaneler, müzeler, hastaneler, kütüphaneler, tiyatrolar- yıkıldı ve yakıldı. Geriye sadece bir avuç kül kaldı. Kapkara, koyu dumanlar tüten, kömür kokulu bir kül yığını!” *
İzmir Metropoliti Aziz Hrisostomos

Aziz Hrisostomos ve onun İzmir’den ve Anadolu’dan Şehit dostları

İşte Aziz Metropolit Hrisostomos’un akıbeti de o vahşetin en üst düzeyde olduğu günlere denk geliyor. İzmir’in Katolik Başpiskoposu 25 Ağustos 1922’de kendisine yerle bir olmaya mahkûm kenti terk etmesi için yalvardığında, o bunu şu sözlerle reddediyordu: “Cemaatinin yanında kalmak hem Ortodoks Kilisesi’nin geleneği ve hem de ruhaninin görevidir”. ** Aziz Metropolit Hrisostomos 1914 yılında, İzmir ve çevresindeki o zamanlar sayıları 120 bin olan mülteciler için harekete geçti ve ada Rumlarına karşı işlenen suçları gözler önüne sermek için İstanbul’dan Avrupalı diplomatları davet etti.

“Smyrna Kasabı” olarak anılan Nurettin Paşa Aziz Metropolit Hrisostomos’u sokak serserilerinin eline verdi. Onu sokaklarda sürüklediler, tükürdüler, dövdüler, ardından da bir Yahudi’nin berber salonuna götürerek sakallarını yoldular. O yere eğilmiş sakallarını toplarken(Ortodokslukta sakal kutsaldır), onu kaldırıp bıçakla gözlerini oydular ve derisinden bıçakla parçalar kopardılar. Dayanılmaz acılarına rağmen kendine eziyet edenlere hayır duaları ile kutsamalar yapmayı sürdürünce, Türklerden biri kılıçla ellerini kesti. O acılarla kıvranırken bir başkası, her tarafı kesik yaralıyı, cesedini sokaklarda sürüklemeden önce silahla vurdu. ***
O işkencelerden kaçmak yerine onları göğüsledi, cemaatini terk etmedi. İsa Mesih Efendimiz’i örnek alan bir hayatı vardı ve sonu da O’nunki gibi oldu. Serseriler onu yakalamak için geldi – Markos 14: 48: İsa onlara, “Niçin bir haydutmuşum gibi beni kılıç ve sopalarla yakalamaya geldiniz” dedi.-. Acıları tıpkı İsa Mesih gibi göğüsledi; canını alanları kutsadı  -Luka 23: 34: İsa, “Baba, onları bağışla” dedi. “Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.”… -.

Daha önceleri kendisine hükümet binalarına kadar refakat eden Fransız ordu mensupları, Aziz’e işkence edilirken, Aziz katledilirken hiçbir müdahelede bulunmadan izlediler. Onun ne Katolik Piskopos gibi kendisini koruyacak güçlü bir devleti, ne de askerleri vardı. Tek dayanağı İsa Mesih ve O’na olan imanıydı, hayır duaları üzerimize olsun…

Matta 24: 9 “O zaman sizi sıkıntıya sokacak, öldürecekler.
Benim adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek.”

Aziz’in Apolitikion’u (3. Makam)
Kilise’nin ulu şehidi, tüm ulusun yüce kahramanı, hadi ilahiler okuyalım İzmirli Hrisostomos’a. Ölümüne dek vatanı ve imanı için cesurca mücadele etti. Ruhaniliğin iyi bir temsili olarak, ölümsüzlük tacını aldı.

Kaynakça
* Şener, Cemal: Topal Osman olayı. Ankara 1968 (Yeniden basım, İstanbul 1992, s. 124 ve Schulz Goldstein, Esther: Güneş gökte donakaldı. Bant 1. Müsvedde, s. 9.)
**http://www.anemos.com/Diaspora/chry/chrys_death.html
*** http://www.hri.org.docs/Horton-hb-16.html
– Takibat, Tehcir ve İmha / Tessa Hofmann

http://www.ortodokslartoplulugu.org/azizlerimizin-hayat-hikayeleri/izmir-metropoliti-aziz-hrisostomos/

 

ortodokslartoplulugu.org

Ortodoks Kilise Binası

 

 

Ortodoks kiliseleri genelde biçimlerini, belirli mistik öneme sahip çeşitli şekillerden alırlar.En yaygın şekil ise, bir gemiyi andıracak biçimde dikdörtgen yapıdır.Usta bir kaptanın dümeni altında,insanları fırtınalı denizlerden alıp dingin limanlara ulaştıran bir gemi gibi;Mesih tarafından yönlendirilen Kilise de,bizleri günahın fırtınalı denizlerinden ve arbededen, Göklerin Krallığı’nın huzurlu cennetine güvenli bir şekilde taşır.

Kiliseler, çarmıha gerilmiş Mesih’teki iman aracılığıyla kurtulduğumuzu ve Mesih uğruna Hristiyanların her türlü acıyı çekmeye hazırlıklı olduklarını beyan etmesi için, sıklıkla ‘’Haç’’ planlı olarak inşa edilmişlerdir.

Neredeyse her zaman Ortodoks kiliseleri,ana giriş Batı’da kalacak şekilde ;Doğu-Batı doğrultusundadır.Bu,ibadet edenin günahın karanlığından (batıdan) gerçeğin ışığına (doğuya) geçişini sembolize eder.

Ortodoks kiliselerinin tavanında genellikle bir veya daha fazla kupola (yuvarlak kubbeli çatı) bulunur.

Kupolaların en tepesinde soğan-biçimli kubbelerin varlığı Rus Ortodoks kiliselerine mahsus bir özelliktir.Bu şekil, imanlılara cennete doğru uzanıp,yükselip yanan bir mumun ateşini anımsatır.

Her kupola, bizim kurtuluşumuzun aracı olan haç işareti ile taçlandırılmıştır.Rus kilisesinde kullanılan en yaygın form,esas haç ve bunun üzerinde daha kısa bir haç ve de en altta yana yatmış,eğimli çizgiden oluşan üç-çubuklu haçtır.Sembolik olarak bu üç çubuk,en tepede  İbranice,Latince ve Yunanca yazılmış olan ‘’Nazarethli İsa,Yahudilerin Kralı’’yaftasını (Yuhanna 19:19),ortadaki çubuk  İsa’nın ellerinin çivilendiği yeri ve en alttaki kısım ise ayaklarından çivilendiği noktayı temsil eder.

Ortodoks Kilise Binası

 

İç dekorasyon

Bir Ortodoks kilisesinin iç cephesi bir çok parçaya bölünmüştür.Bunlardan ilki Narteks’dir.(antre-giriş);Yunanca-Lity,Rusça-Pritvor) Bu bölüm,eski erken dönem Hristiyanlıkta,vaftize hazırlanan katekümenlerin eğitim aldığı ve de aforoz cezası ile Evakaristiya sofrasından geçici olarak men edilen günahkarların durdukları geniş,boş bir alan olarak kullanılırdı.

Kilisenin ana gövdesine ‘Nef’ adı verilmektedir.Nef, Sunak/Mihrap (Altar) kısmından, kapıları olan; ‘Ikonostasis’ adı verilen  bir ikon paneli ile ayrılır.Nef bölgesinin duvarları, bir çoğunun önlerinde tavandan asılı kandillerin bulunduğu ikonalar ve freskler ile bezenmiştir.

Geleneksel olarak Ortodoks kiliselerinde dikkat çeken bir özellik,kilise içerisinde oturacak bank ve sıraların bulunmayışıdır.Kilise Babaları,ilahi liturji esnasında inananların oturmasını saygısızlık olarak addetmişlerdir.Boşluk alanların çok yer tutmasına özen gösterilmiştir ki,bu sayede Ortodoks ibadetine has olan secde,reverans etme ve baş eğerek selamlama gibi uygulamalar ayin esnasında rahatlıkla icra edilebilsin.

Kilisenin en Doğu ucunda,sunak ya da mihrap adıyla da bilinen Altar bulunur.Burada bulunan iki oda;Kutsal ayin eşyalarının muhafaza edildiği ve rahiplerin giyindiği kısım nef bölümünden ‘Ikonostasis’ aracılığıyla ayrılmışlardır.

Bir Ortodoks Kilisesi’nin mimari açıdan en önem arzeden özelliği  ;bir veya daha çok ikon panel sırasından oluşan ve merkezdeki kapılarla (Kutsal veya Kraliyet Kapıları) ve de her yanda bir kapı ile (Diyakonlar kapısı) ile bölünmüş olan İkonostasis’tir.

Tipik bir Ikonostasis,bir veya daha çok sıra ikonlardan oluşur.İlk sıranın merkezinde olan Kraliyet Kapıları’nın üzerinde Kurtarıcımız İsa Mesih’in ‘Müjde’sini dünyaya duyuran ‘Dört İncil Yazarı’nın ikonları yer alır.Kraliyet Kapıları’nın tam merkezinde Kutsal Bakire Meryem’e (Theotokos) meleğin Müjdesi sahnesi yer alır ki;bu olay bizim kurtuluş sürecimizin başlangıcıydı.

Kraliyet Kapıları’nın üzerine Son Akşam Yemeği’nin bir ikonu yerleştirilir,çünkü bu kapının hemen ardındaki Altar kısmında, bu son akşam yemeği esnasında sakramenti tesis eden Kurtarıcımızı anmak için Kutsal Evakaristiya gizi icra edilir.

Kraliyet Kapıları’nın her iki tarafına da, her zaman sağ tarafta Kurtarıcı ikonası ve de sol tarafta da Kutsal Theotokos Meryem ikonası duracak şekilde kutsal ikonalar yerleştirilir.

Son Akşam Yemeği’ni anlatan ikonun hemen üzerinde Rabbin annesi,Vaftizci Yahya,başmelekler Gabriel ve Mikail,havariler Aziz Petrus ve Pavlus,şehit olmuş piskoposlar ve azizler;melekler ile çevrilmiş ,kuşatılmış olan Kurtarıcı İsa,kraliyet giysileri içinde tasvir edilir.Bu sıra ‘’Deisis’’ sahnesi,yani ‘Dua’ olarak bilinir.

Bunun bir üst sırası,kurtarıcımız İsa’nın ve kutsal Anne  Meryem’in hayatlarından önemli sahneleri içerir.

En üst sıra, Eski Ahit peygamberlerini gösteren ikonlarla kaplıdır.Bunların en ortasında kucağında doğmuş ilahi bebeğiyle Tanrı’nın Annesi tasvir edilir.Bu peygamberler onun kutsal doğumunu müjdelemişler ve Mesih’in gelişini haber vermişlerdi.

İkonostasis’in en tepesinde kurtuluş aracımız olan Kutsal Haç bulunur.

İkonostasis’in hemen ardında sunak ve mihrap olarak da bilinen Altar bulunur.Altar ilahi liturji/ayini sunup hazırlayanlar içindir ve bu kutsanmış kısıma kilise hizmeti dışındaki kişilerin girmesi yasaktır.

Altarın tam en orta yerinde Kutsal Masa bulunur ki;bu masa Tanrı’nın tahtını simgeler ve Rabbin kendisi görünmez olarak orada mevcuttur.Aynı zamanda onun bize sunulan kutsal bedeni ve kutsal hediyeler buraya konulduğu için,Mesih’in mezarını da simgeler.

Kutsal masa kare şeklindedir ve iki örtü ile örtülmüştür.İlk tabaka,iç kumaş beyaz ketendir ve Mesih’in bedeninin sarıldığı kefeni simgeler.Dış örtü ise parlak ve pahalı kumaştan yapılmıştır ki;bu da Tanrı’nın tahtının görkemini temsil eder.

Her iki örtü de,Kutsal Masa’yı yere kadar örter.

Renklerde gizli Teoloji-Kutsal İkonalar

Ortodoks olmayan bir ziyaretçinin ,bir Ortodoks kilisesine girdiğinde dikkatini çeken ilk özelliklerden biri de kutsal ikonlara ayrılmış alandır.

Ikonostasis, başlı başına ikonaların oluşturduğu bir panel iken,ayrıca kilisenin belli başlı bölgelerine yerleştirilmiş ikonalar mevcuttur.Duvarlar ve tavan ise ikonsal fresklerle kaplıdır.Ortodoks imanlılar, ikonaların önünde secde eder,onları öper ve de mumlar yakarlar.İkonalar din adamları tarafından tütsülenir ve dini geçitler esnasında taşınırlar.

İkonalara açıkça verilmiş olan bu önem dolayısıyla,akıllara bununla ilgili bazı sorular takılabilir: Tüm bu işaret lisanı ve el-kol hareketleri ne anlama gelmektedir?İkonları özel kılan şey nedir?  Yoksa bu ikonalar,Eski Ahit tarafından yasaklanıp men edilen putlar mıdır?

İkonalar ,Hristiyanlığın en erken döneminden, ilk yüzyıllarından itibaren dua ve ibadet için kullanılmıştır.Örneğin; Kutsal Gelenek bizlere ‘’Kurtarıcı’’nın ikonu’’nun varlığının henüz İsa yeryüzünde iken; (‘’El değmeden yapılmış olan İkona’’) ve Kutsal Theotokos (Meryem Ana) ikonlarının da İsa’dan hemen sonra çıktığını anlatır.

Kutsal Gelenek de tanıklık eder ki;Ortodoks Kilisesinin ikonların kullanımı ve önemi konusunda ta en başından beri açık seçik bir görüşü vardır ve bu anlayış hiçbir zaman değişmemiştir çünkü bu görüş,Kutsal Üçleme’nin ikinci kişiliği olan Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in beden alışından kaynaklanmaktadır.

Hristiyanlık,sadece beden almış İnsan-Tanrı’nın kişiliğinde Tanrı Kelamı olarak açıklanması değil;ama aynı zamanda Tanrı’nın görüntüsü,bir sureti olduğundan,ikonaların kullanımı Hristiyanlığın tam özünde yatmaktadır.

Aziz İncil yazarı Yuhanna bize şöyle  söylemektedir, ‘’ Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı*’’ (Yuhanna 1:14)

İncil yazarı beyan eder: ‘’Hiçbir vakit hiç kimse Tanrı’yı görmedi. Baba’nın bağrında olan Tanrı, –biricik Oğul– O bildirdi O’nu.”

Bu şudur ki;Tanrı kendi ‘’görüntüsünü’’ veya kendi ikonunu dünyaya ifşa etmiştir.Oğul Tanrı’nın(İbraniler 1:3)  beden alarak dünyaya gelmesi ile; Tanrı Sözü, ilahi varlığında Baba Tanrı’nın kendi görkeminin ışığını dünyaya göstermiştir.

Aziz Filippos İsa’ya sorduğunda Rab İsa Mesih onu cevaplamıştır:   ‘’Filippos, “Ya Rab, Baba’yı bize göster” dedi, “Bu bize yeter.” İsa, “Ey Filippos, bunca vakit sizinle birlikte bulundum da beni tanımadın mı?” diye yanıtladı. “Beni görmüş olan Baba’yı görmüştür. Sen nasıl, bize Baba’yı göster, diyorsun?’’(Yuhanna 14:8-9)

‘Oğul’ , Baba’nın bağrında olduğu gibi,nitekim beden alışından sonra Baba ile aynı özdendir;onun ilahi varlığının Baba’nın görüntüsü olmasına dayanarak,görkemde Baba ile eşittir.

Hristiyanlıkta açıklanan,yukarıda ifade edilen gerçek,böylece Hristiyan resim sanatının kaynağını,temelini teşkil etmiştir.

Görüntü (veya ikon),  Hristiyanlığın özüyle uyumsuzluk ve çelişki içerisinde olmamanın yanı sıra; bilakis aynı zamanda onunla güvenilir bir şekilde bağlıdır.’’Müjde’’ nin  dünyaya sadece ‘’Söz’’ ile değil,ama aynı zamanda görüntü,suret ile gönderilmesi en başından beri bu ikona geleneğine kaynak noktası olmuştur.

  1. yüzyıl Kilise Babası olan Şamlı Aziz Yuhanna, tam da kilisenin içindeki ikonoklastik (ikona-karşıtı) tartışmaların alevlendiği bir dönemde;Tanrı Sözü’nün beden alması neticesinde (Yuhanna 1:14),artık çocukluk çağımızı geride bıraktığımızı,büyüyüp olgunlaştığımızı ve neyin tasvirinin çizilip neyin çizilemeyeceğinin ayrımını yapabilecek gücün Tanrı tarafından bize verilmiş olduğunu ifade eder.

Kutsal Üçleme’nin ‘İkinci Kişi’sinin, bizlere et ve beden içerisinde görünmesinden itibaren,artık onu tasvir edebilir ve bize kendini göstermeye tenezzül eden Tanrı’yı düşünebilmek için onun resimlerini üretebiliriz.’Görünmez Tanrı’yı büyük bir güvenle betimleyebiliriz -görünmez bir varlık olarak değil ama bizim iyiliğimiz ve kurtuluşumuz için kendini görünür hale getiren,kanını ve bedenini kutsal Evakaristiya gizinde somut olarak paylaştığımız bir varlık- …Kutsal ikonalar,kilise içerisindeki yerlerini İlahi liturji ayinlerinde;aynen kilisenin öğretilerini Kutsal Kitap’taki sözcükler aracılığıyla ifade etmesi biçimindeki gibi aldılar.

  1. Ekümenik konsülün öğretisini takriben, ‘’İkon’’ sadece basit bir sanat olarak değil;ama Kutsal Kitap’la tümden bir uyum içerisinde görülmeye başlandı.

(MS.397) Aziz Büyük Basilios’a göre Kutsal Kitap’ın kelimesi bir görüntü ise,öyleyse görüntü de aynı zamanda bir kelimedir.

‘’İlahi olanı tasvir ederek,bizler kendimizi putperestlerle benzer hale sokmuyoruz;çünkü bizim tapındığımız sembol,materyal (taş,tahta) değil ama bizim iyiliğimiz ve kurtuluşumuz için beden almış olan Yaradan’dır.’’

Ortodoks Hristiyanlar Mesih’in ikonasını yapıldığı ahşap veya boyası için şereflendirmezler ; ama daha çok, beden almış,vücut bulmuş Tanrı olarak gelmiş Mesih’in kendisine tapınma niyeti ile onun cansız suretini şereflendirirler.

İkonalarda resmedilen azizler,tarihte kalmış eski,geçmişten figürler değil; ama imanlının kişisel dostlarıdır.Onlar ki Mesih’in takipçileri,müritleri olarak O’nun sevgisi için,onun uğruna kanlarını dökmekten sakınmamışlardır.

Kutsal Bakire’nin,Mesih’in ve kilisenin kutsal azizlerinin tasvirleri,imanlılara  devamlı olarak görünmeyen Göklerin Krallığı’nın canlı ve diri yoldaşlığını hatırlatırlar.

 

http://www.ortodokslartoplulugu.org/makaleler/ortodoks-kilise-binasi/

Aslı Aydıntaşbaş

cumhuriyet.com.tr

 

Αποτέλεσμα εικόνας για σύμη

http://www.discovergreece.com/el/greek-islands/dodecanese/symi

 

Bir bayram daha geride kaldı. Ve geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da uçaklar dolusu vatandaşımız, Yunanistan’a gitti. Daha doğrusu, kaçtı.
Bayram tatillerini Foça’da, Didim’de, Assos’ta, Alaçatı’da veya (mazoşist bir refleksle) Bodrum’da geçireceklerine, ekonomik gücü olanlar Santorini, Patmos, Paros, Tassos, Halkidiki ve Mora’yı seçtiler.
Sadece Türkler değil, dünyanın farklı yerlerinden 30 milyon turist bu yıl Yunanistan’a akın etti. Ege sularında denize girdi, her gece farklı bir tavernada güneşi batırdı, Atina’da uzo içti, sahilde balık yedi, müzelere gitti, eve dönerken de en kötüsünden biraz zeytin, bir şişe şarap, birkaç tane de ‘I Love Greece’ yazan t-shirt götürdü. Arada dayanamayıp çağdaş sanat, antik ikonalar veya yetenekli genç Yunanlı tasarımcıların kıyafet ve takılarına milyonlarca Avro bayıldı.
Ve nihayetinde Yunanistan’ın kasasına bu yıl turizmden en kötü senaryoda bile 25 milyar dolar girmiş oldu.
Bütün bunları neden ballandıra ballandıra anlatıyorum? Belki kazara okuyup ders alan birileri olur diye! Çünkü “Neden bu kadar çok insan Yunanistan’a gitmek istiyor” sorusunun cevabıyla, “Türkiye’ye neden artık turist gelmiyor” sorusunun yanıtı aynı.
Peki neden?

 

Devamı… http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/816104/Yunanistan_a_kacan_kacana.html

ortodokslartoplulugu.org

 

 

19 Ağustos   Kilikya’dan Şehit Andreas Stratilatis ve Onun Beraberindeki 2593 Askeri

 

“O İmparator Maksimian döneminde bir saray çalışanı, yüksek rütbeli subaydı. Aslen Suriyeliydi ve kendi memleketinde hizmet etti. İranlılar, Roma imparatorluk ordusuna saldırdığında, Andreas savaşı yönetmekle görevlendirildi ve bu savaş sonrasında Stratilatis (Kumandan) ünvanını aldı. Gizli bir Hıristiyan’dı,  henüz vaftizi olmadığı için kendisini Allah’a emanet etti ve savaşa gitti. Savaştan önce askerlerine, eğer bir ve gerçek Allah’ın, Mesih Rab’in yardımına başvururlarsa düşmanlarının onların önünde toz gibi dağılacağını söyledi. Tüm askerler Andreas ve onun inancı dolayısıyla teşvik oldular ve Mesih’ten yardım yakarıp hücum ettiler. İran ordusu bütünüyle geri püskürtüldü. Muzaffer Andreas Antakya’ya döndüğünde bazı kıskanç adamlar onun Hıristiyan olduğunu açığa vurdular ve bunu öğrenen vali de onu mahkemeye çağırttı. Andreas da Mesih’teki kararlı imanını açıkça ikrar etti. Sert işkenceden sonra vali Andreas’ı hapse attırdı ve Roma’daki İmparator’a yazdı. Andreas’ın insanlar arasındaki ve ordu içindeki yerini bilen İmparator, valiye Andreas’ı özgür bırakmasını fakat başka bir bahane (inancı için değil) bulup öyle öldürtmesini emretti. Ancak Andreas vahiy yoluyla bu emirden haberdar oldu ve imanlı askerlerini (Toplam 2593 kişi) de alıp Kilikya’daki Tarsus’a gitti, burada Mitropolit Petros tarafından hepsi vaftiz edildi. İmparatorluk güçleri de burada onlara saldırdı, onlar da Tavros adlı Ermeni dağının iç kısımlarına çekildiler. Orada bir dağ geçidindeyken dua sırasında Roma ordusu gelip onları yakaladı ve hepsinin başlarını kesti. Hiçbiri inancını inkâr etmedi ve Mesih için şahadetle ölmeye kararlıydılar. Şehitlerin kanlarının bir dere gibi aktığı noktada daha sonra şifa veren bir su kaynağı çıktı, her hastalığı iyileştiriyordu. Piskopos Petros, cemaatiyle birlikte gizlice geldi ve şehitlere bu bölgede cenaze düzenledi. Hepsi üçüncü yüzyılın sonlarında şerefle acı çekti ve Allah’ımız Mesih’in Krallığına girip sonsuzluk çelengiyle taçlandırıldılar.” (Prologue) (~289)

Ingilizceden Türkçeye çeviren Vasilis Gelbal

 

Kaynak : http://www.abbamoses.com/months/august.html

http://www.ortodokslartoplulugu.org/azizlerimizin-hayat-hikayeleri/19-agustos-kilikyadan-sehit-andreas-stratilatis-ve-onun-beraberindeki-2593-askeri/

[Haber görseli]

             cumhuriyet.com.tr

Yönetmen Costa Gavras, Nuriye Gülman ve Semih Özakça için göderdiği mesajda “Bu güçlü direnişe ben de varım” ifadelerini kullandı.