Bir yerde bir tanıdığınızla oturuyorsunuz. Dışarıdan biri gelip arkadaşınızı dövüyor. İlk reaksiyonunuz arkadaşınızı kurtarmaktır. İlk değerlendirmeniz de, dışarıdan gelenin haksız olduğudur. Ancak olayın arka planını oturup biri size anlatsa, kesin fikriniz değişecektir. Örneğin; arkadaşınız daha önce dışarıdan gelip kendisini döven kişinin evini yıkmış olduğunu öğrendiğinizde, arkadaşınızla ilgili ilk değerlendirmenizin yerini karşıt düşünce alacaktır. Bu defa arkadaşınızı kötülemeye başlayacaksınız. Onu döven kişiyi de haklı bulacaksınız. Halbuki olayı kendiniz irdelemezseniz, soruşturup doğruyu öğrenemezseniz, sonsuza dek arkadaşınızla ilgili fikriniz değişmeyecektir. Bu nedenle, tarihe tek pencereden bakar, ya da olayları belli bir tarihten sonra irdelerseniz, sizin tarihi gerçeklere yönelik değerlendirmeleriniz hep yanlış kalacaktır.
Bugün Karadeniz tarihine merak sarıp ta, Türk resmi tarih bakışı veya Türkçü yaklaşımla yazılmış tarih(!) kitaplarını okumaya başlayan kişiler, sanki bilinçaltına yerleştirilmek isteniyor gibi sürekli vurgulanan bir sözcükle karşılaşır.

‘Hain Rum çeteleri’…

Bir kere bu sözcük bilinçaltına yerleşti mi,  kişinin bundan sonra kitabın içeriğine göre yönlenmemesi için hiçbir neden yoktur. Psikolojisiyle oynanan ve artık istenilen bakış açısına doğru kaymaya başlayan kişi, hoşuna giden tarafın hatalarını görmeyecek,  göremeyecektir. Aşık olduğunuzun ‘dünya güzeli’ olduğunu sanmak gibi bir şey…
Farklı kültüre sahip olduğundan dolayı geçmişi sorgulamaya başlayanlar, reel aidiyeti ile ilgili bir şeyleri öğrenmek isteyenler de, yaratılan olumsuz psikoloji altında, ‘HAİN RUM’ torunu olmamak için, ya Helen klasiklerden Karadeniz’de yaşadıklarını öğrendiği ufak topluluklarla hayali bir kan bağı kuracak, veya zerre detay verilmeden Karadeniz’e gelip yerleştikleri söylenen Türklerin arasına katılıp rahatlayacaktır.

Halbuki kurtuluş savaşı sırasında ortaya çıkan ‘Rum çeteleri’, tarihe taraflı bakan bir Türk için ‘ihanet çeteleri’ olabilir. Tarihi sadece Osmanlı ‘dan alıp kurtuluş savaşına kadar değerlendiren bir yabancı için de bu böyle olabilir. Ancak tarih sürecini baştan alıp ta olayların yaşandığı güne kadar irdeleyen bir kişi için bu durum tamamen tersidir.

Bilindiği üzere Karadeniz halkı, Bizans döneminden beri, soygun ve talan çeteleriyle sık sık boğuşmaya başlamıştı. Bunun neticesinde, özellikle ufak yerleşim birimlerinde, iç güvenliği sağlayacak örgütlenmeler ortaya çıkmıştı. Bu örgütlenmeler, Osmanlı’nın ilk yıllarında, politik açıdan özgürlükçü bir anlayış çerçevesinde hareket etmeye başlamışlarsa da, zamanla çıkar amaçlı çetelere dönüşmüşlerdir. Karadeniz halkı, Osmanlı İmparatorluğu süresince de, zaman zaman irili ufaklı çıkar çeteleriyle boğuşmak zorunda kalmıştır. Hatta bazen bu çeteler, Osmanlının hakimiyet derecinse göre boy göstermişlerdir. Özellikle kırsalda, devlet elinin uzanamadığı, uzanmasının zaman aldığı yerlerde, hakimiyetin ibresi çetelerden tarafa idi. Dolayısıyla, Osmanlının son zamanlarında ortaya çıktıkları söylenen çetelerin, daha önce zaten bir altyapıları mevcut idi. Bölgede çetecilik, adeta geleneksel bir yapı kazanmıştı.
Osmanlının son yıllarında, imparatorluktan kopan ve bağımsızlıklarını ardı ardına ilân eden milletlerle, Rum çeteleri de tekrar özgülükçü bir anlayış çerçevesinde politik bir yapıya doğru kaymaya başladılar. Ne var ki, Karadeniz artık eski Karadeniz değildi. Yüzyıllar boyunca İslâmlaşmış, zamanla Türkleşmiş olan yığınların, artık farklı kültür ve millet hissiyatı kalmadığından, kendilerini Osmanlının bir parçası olarak görüyorlardı. Bu nedenle, yine baştan beri var olan Türk(!) veya Müslümanlaşmış çetelerle çatışmak kaçınılmaz olmuştur. Farklı bölgelerde karşılıklı başarı elde edilmişse de, neticede kaybeden Rum tarafı oldu. Durum böyle olunca,  Rum çeteleri hain ilân edildi. Tarih tam tersi işlemiş olsaydı, yani savaşı kazanan Rum tarafı olsaydı, hain ilân edilecek olan Türk çeteleri olacaktı. Olay bundan ibarettir.
Mübadeleden sonra ortalıkta Rum çeteleri kalmamış olmasına rağmen, genelde tüm Anadolu’da olduğu gibi; Karadeniz bölgesinde de çeteler, egemenliklerini epey bir süre daha sürdürmüşlerdir.
İnönü hükümetleri, bu çeteleri ortadan kaldırabilmek adına, epey bir gayret sarf etmişlerdir.
Tütün yasası (Reji) çıktıktan sonra bile, eski çete kalıntıları, tütün kaçakçılığı yapmaya başladılar. Doğu Karadeniz bölgesinde yetiştirilen tütünler, onlar aracılığıyla, iç ve Doğu Anadolu bölgesinde pazarlanıyordu.

Tarih süreci böyle işlemişken, bugün kalkıp Osmanlı tebaasından imparatorluğa bağımlı birini canlandırabilip soracak olsak, hem Türk hem Rum çetelerini ‘hain çeteler’ ilân eder. Trabzon Rum İmparatorluğundan birisini canlandırabilip soracak olsak, Rumları, ‘bağımsızlıkları için uğraşan kahramanlar’ olarak görür.
Tarihi eski çağlardan beri ele alacak olan bir yabancı, kimleri haklı bulur dersiniz?
Objektif tarihçi, tarihe bir yabancı gibi bakmasını becerebilendir. Doğru yazılmış tarih de, bu anlayış çerçevesinde, baştan sona araştırılarak yazılmış tarihtir. Gerisi, uyuşturucu reçetelerinden başka bir şey değildir.
Araştırma yaparken her kaynak okunmalı, değerlendirme buna göre yapılmalıdır. Hele de ‘falan milletin filan toplumun kaynağına inanmam’ gibi yaklaşımlar, bilim adına korkunç hatadır.

http://www.romeyika.com/index.php?option=com_content&view=article&id=96%3Ahain&catid=9%3Ayayinlanmamis&lang=el

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: