Arınmak…

6 Ocak

Hristiyanlık inancı için önemli bir gündür.
Hazreti İsa’nın vaftizini kutlarız.
Kilisede yapılan törenden sonra
deniz kıyısına gidilir.
Dualar eşliğinde Kutsal Haç denize atılır,
gençler Haçı denizden çıkarmak için
birbirleriyle yarışır…

Güzel bir törendir,
tüm sular kutsanır.

Sadece denizler ve nehirlerde de değil
her yerde su var;
insan bedeninde,
yeryüzünde,
gökyüzünde,
bitkilerde,
hayvanlarda…

Fota Yortusu
aydınlanma demektir.
Ruhumuzun aydınlanarak yenilenmesi,
tüm bencilliklerden,
ihtiraslardan,
günahlardan
arınmak için dua ederiz…

Biz İzmir’de yaşayan Rumlar
senelerce bu ayini kilisemizde yaptık.
Deniz kıyısı bölümünü ise hep erteledik.
Bu sene bir ilk olarak izin istedik,
İzmir Valiliğine yaptığımız başvuruya
İçişleri Bakanlığından çok kısa sürede olumlu cevap geldi.

1922’den sonra,
tam 94 sene sonra
ritüelimizi gerçekleştirebilecektik…

Bazen yaşananları aktarabilmek zordur.
Duygular o kadar derindir ki
doğru kelimeleri bulamazsın.
Zaten yürek çarpıntısı nasıl anlatılabilir ki
hele mutluluktan sarhoş olmuşsan…

Kilisedeki ayinimiz bitti,
Gündoğdu Meydanı’na doğru yola çıktık.
Vesveseli ben,
günlerdir hava nasıl olacak diye endişelenip durmuştum.
Gökyüzü açılmış
güneş çıkmıştı,
günlerdir süren soğuk havadan eser yoktu.
İzmir adeta bahardan kalma bir gün yaşıyordu.

Törenin yapılacağı alana geldik,
epey kalabalık vardı,
Konak Belediyesinin bizim için kurduğu platform dolmuştu.
Kendimize zor yer bulduk.
Her iki ülkenin de basın mensupları platformdaydı,
tören Yunanistan’da canlı yayınlanıyor,
tepemizde hava çekim kameraları dolaşıp duruyordu.

Tören başladı,
dualar okundu,
Kutsal Haç denize atıldı,
gençler Haçı denizden çıkarmak için daldılar…

Sadece nefessiz kaldığımı hatırlıyorum.
Alkışlarla kendime geldim.
Etrafıma şöyle bir baktım,

kimler kimler yoktu ki…

Birileri devamlı beni çekiştirip duruyor,
sarılanlar, öpenler, tebrik edenler, uzaktan el sallayanlar.
Yunanistan’dan SYRIZA Milletvekili Andreas Michailidis yanımda, şaşkın…
“Dostlarım,
bugün mutluluğumu paylaşmak için gelmişler
çoğu Müslüman, demin selamlaştığım da Musevi’ydi” diyebildim…

Kiliseye döndük ayini tamamladık.
Bir “ilki” yaşamanın sarhoşluğuyla
şaşkın şaşkın bahçede dolanıyorum…

Peder;
“yanılıyorsun, bu ilk değildi,
atalarımız bundan 100 yıl önce de böyle kutluyorlardı” dedi.

Haklıydı,
bundan 100 sene önce de bu topraklarda
tüm bayramlar
hep beraber kutlanıyordu…

Haber kanallarıyla canlı bağlantılara sabahın yedisinde başlamıştık,
gün boyunca da telefonlar susmadı.
Sordular
anlattık.
Mutluyuz,
heyecanlıyız dedik.

Bu toprakların binlerce yıllık kadim medeniyetinin mirasçıları olan bizler
eşit vatandaş olarak kabul görmekten mutluyduk.

Geleneklerimizi, kültürümüzü sürdürürken de
bunu paylaşabiliyor olmaktan dolayı heyecanlıydık…

Akşam eve geldim,
mesajlara bakıyorum,
mesaj kutum dolmuş.

Paylaşımlar almış başını gidiyor,
yorumlara bakıyorum
yaşadıklarımızın önemini daha farklı kavrıyorum…

Bir arkadaşım latife yapmış,
“Körfez pırıl pırıl,
Başkan Kocaoğlu yüzeceğiz derken
herhalde böyle düşünmemişti
ama oldu işte…” diye yazmış.
Ben buna çok güldüm
sonra da bir garip oldum.

Bakteriyel kirlilik umurumda değildi
başka türlü kirletilmişti denizimiz.

Senelerdir bizi birleştiren deniz deyip duruyoruz
evet, bu deniz bizi birleştirmişti
ama sonra kirletildi.
Acılarla,
trajedilerle,
peş peşe gelen ölümlerle
çok kirlendi bu deniz…

Bizler sadece “öteki” olduğumuz için çok acılar yaşadık.
Buradan oralara
oradan buralara
sadece “öteki” olduğumuz için gönderildik.
Çoğumuz mübadele hikâyeleriyle büyüdük.
Biz herkesten iyi biliriz memleket hasretini,
çünkü nenelerimizin, dedelerimizin
gözyaşlarında saklıydı bu hasret.

Bizler el ele verip
denizimizin arınması için çok çaba sarf ettik.
İğneyle kuyu kazarcasına
emekle, özveriyle geldik bu günlere.
Şimdiyse en büyük sevinçlerimiz bile
acıların gölgesinde yaşanıyor,
üstelik bize ait olmayan acıların.

Yoksa bize mi ait
ya da ait mi olmalı bu acılar.

Belki BİZ sahiplenirsek bu acıları
tıpkı kendi acılarımızın üstesinden geldiğimiz gibi
bunların da üstesinde gelebiliriz…

Hiç kimse bana hayalperest demesin.
Şayet bugün İzmir’de 94 sene sonra Kutsal Haç denize atılıyorsa
ve bunu Türklerle Rumlar beraber yapabiliyorsa
ve şayet bugün Yunanlı bir Belediye Başkanı
Mustafa Kemal Atatürk’ün evini
Atatürk Müzesi olarak adlandırıp
tüm çevre düzenlemelerini yapıp
kentin müzeler listesine ekliyorsa
ben bir hayalperest değilim
ben bir savaşçıyım.

Silah yerine yüreğiyle savaşan bir savaşçı,
tıpkı beni çevreleyen dostlarım gibi.

https://turcograecus.wordpress.com/wp-admin/post.php?post=19585&action=edit

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: