romeyika.com

Tarih boyunca insanlık, bir sel gibi Doğu’dan Batı’ya olduğu gibi, tam tersi yolda da akıp durdu. Bu insan selinin gelip geçtiği yerleştiği sonra yine belki de milyonlarcasının göçüp gittiği yerlerden biri de, antik çağlardan beri halen ayakta duran Trapezus’tur, Trapezunta’dır, Trabzon’dur.

Bu yüzden midir bilinmez, son yıllarda Trabzonlular tarafından üretilen “Bize her yer Trabzon” sloganı, belki de tarihin Trabzon çocuklarına bilinçaltından söylettiği bir gerçektir. Tarih sayfalarını karıştırdıkça, büyük bir coğrafyada Trabzon ile ilişkili sokak, yol, mahalle, köy ve şehir adlarına ve yaşayan Trabzon’un kayıp çocuklarına da rastlıyoruz.

 

Burada bu makaleyle, tarih tünelinin fakir loş ışıkları arasında, hemşerimiz olan Diyojen’in feneriyle, tünelin gizli hücrelerinde hemşerilerimizi bulup ortaya çıkarmaya çalışacağım. Elbette ki Trabzon’un kayıp çocuklarını bulup yazmak kolay iş değil. Bunun için kitaplar dolusu yazmak gerekir. Vereceğim bilgiler, ancak çeşni düzeyinde kalacak. Umarım kafalarda var olan ve dünyanın öte taraflarına dağılan Trabzonluların fotoğrafını biraz daha netleştirebilirim.

 

 

Mitoloji

Mitoloji, tarihin vazgeçilmez giriş kapısıdır. Ben bu kapıdan girip tarih boyunca, günümüze dek Trabzonluların izlerini sürmeye çalışacağım. Elbette Mitoloji tek başına bir veri değildir. Ancak Tarih ile birleştiğinde, birçok fotoğrafın tamamlanmasına yardımcı olabiliyor.

 

Amazonlar
Helen mitolojisine göre Karadeniz’de, Themiskira (Terme) ve çevresinde yaşayan savaşçı kadın birliklerinden oluşan Amazonlar vardı. Zaman içinde, yaşadıkları yerler kendilerine az gelmiş olmalı ki, tüm Anadolu’yu, sonra da Yunan coğrafyasını işgal ederek yayıldılar. Etiyopya’ya kadar ilerlediklerini söyleyenler de vardır.


Amazonlar

 

Friksos ve Hele
Karadenizle ilgili mitlerden birisi de Friksos ve Hele’dir. Friksos bir erkek, Hele ise bir kız çocuğudur.  Bu çocuklar, anneleri Nefeli tarafından, üvey annelerinin gazabından korunmaları için altın koç üzerine bindirilerek Karadeniz’e, Kolchida’ya doğru gönderilirler. Hele, Çanakkale Boğazı üzerine gelindiğinde, tutunduğu koçtan elleri kayar ve aşağıya, denize düşer. Friksos ise çaresiz, yoluna devam etmek zorunda kalır. Yolculuk sonunda Kolchida’ya ulaşır. Oranın kralı Friksos’u iyi karşılar ve onu kızı Khalkiopi ile evlendirir. Friksos, eşi Khalkiopi’den Arğos adından bir erkek çocuk sahibi olur.

 


Friksos ve Hele

 

Argonotlar
Arğos büyüdükten sonra babasının vatanına gider. Orada, Yason adında bir genç yaşamaktadır. Yason henüz küçücük çocukken, amcası olacak adam, babasının tahtını zorla ele geçirmişti. Şimdi ise artık büyümüş, genç ve güçlü bir adam olmuştur. Yason amcasından, babasının tahtını geri ister. Amcası, Friksos ve Hele’nin Pontos’a götürdükleri altın postu geri getirmeleri karşılığında babasının tahtını iade edeceğini vaat eder. Ancak Pontos’a gidebilmek için bir gemi lazımdır. Arğos bu gemiyi inşa edebileceğini söyler. Tanrıça Athena’nın da yardımıyla bir gemi inşa ederler.

Sonuçta aralarında Herkül gibi yiğitlerin, Orfeas gibi kemençecilerin bulunduğu elli dolayında maceracı, Yolko’dan (Bugünkü Volos) Karadeniz’e doğru yola koyulurlar. Orfeas kemençesini çalarken, kürekçiler nefes nefese kürek çeker. Böylece, engin dalgaları aşarak Karadeniz’de bulunan Kolchida’ya varırlar.

Kolchida kralı Eitis (Aetes) ten altın postu geri vermesini isterler. O da onlara, post karşılığında bir sürü şartlar ileri koşar. Büyün şartları yerine getirmelerine karşın, Eitis sözünde durmaz. Arğos gemisinin mürettebatını öldürmeye kalkar. Ancak kralın kızı Media, yakışıklı ve genç Yason’u görür görmez ona aşık olduğu için babasına ihanet eder ve maceracı argonotlara yardımcı olur. Onları babasının şerrinden kurtarıp, aşkı ile birlikte Yunan coğrafyasına giderler.

O gün bu gündür, Yunanistan’ın Yolko şehrinden Karadeniz’e doğru yola çıkarılan bu gemiye, ustasının adı olan Arğos’tan esinlenerek Arğo konur. Arğo’nun da mürettebatına Argonotlar denir.

 


Argo gemisinin tasviri

 

Teoriler

Pelasglar
Eski klasikleri karıştırdığımızda, Helenlerin ataları sayılan Pelasglardan çokça söz edildiğini görürüz. Ancak Pelasgların gerçekte anavatanları, anadillerinin Helence mi yada benzer bir dil mi olup olmadığı hakkında henüz kesin bir kanı oluşmadı. Teori aşamasında bulunan Pelasglar, bilim adamları ve araştırmacıların henüz üzerinde durduğu bir konudur. Pelasglar bazıları için Anadolu’lu, bazıları için Karadeniz’li ve bazıları için de Yunan coğrafyasının otokton halklarındandır. Örneğin; İlyas Karagöz, Pelasgların Karadenizli olduklarını yazar. Pelasglardan söz eden birçok ciddi klasik yazar mevcuttur. Pelasgların Yunan coğrafyasının pek çok yerleşim bölgelerinde yaşadıkları birçok klasikte kayıtlıdır.
Arkadia’daki Trapezunta
Τrabzonlularla ilgili bir teori, Yunan Mora yarımadasındaki Arkadia bölgesi, Ğortinos belediyesine bağlı Kiparisia ve Mavria köyleri arasında kalıntıları bulunmuş olan Trapezunta kenti ile ilgiliydi. Bu konuda yazan klasik yazar Pafsanias, araştırmacılar arasında oldukça kafa karıştırdı. Bazıları Arkadia’daki Trabezunta’nın Trabzonluların ana kenti olduğunu iddia ederken, bazıları da tam tersi Pontos’taki Trapezunta’nın ana kent olduğunu savundu durdu. Ancak son araştırmalar gösterdi ki, bu iki kentin arasında sadece adaşlık sözkonusuymuş. Arkadia’daki Trapezunta kenti, daha sonra yıkılarak harabe haline gelmiştir. Günümüzde sadece bazı arkeolojik kalıntıları (37° 26’52.17″ N – 22° 4’17.52″E noktasında) bulunmaktadır.

Halen teori aşamasında bulunan bir başka konu, Avusturyalı tarihçi Jakob Philipp Fallmerayer’in, Helenlere ait en eski arkeolojik kalıntıların Atina veya Peloponisos’ta (Mora yarımadası) değil, Trabzon’da aranmasını iddia etmesidir.

 


Arkadia’daki Trapezunta’dan kalıntılar

 

Tarih ve göçler

Dorların Yunan yarımadasını işgali
Tarih tünelinde ilerledikçe, bir zamanlar bugünkü Yunan coğrafyasının Kuzeyinde yaşayan Dorların Güneye doğru akınlar düzenleyerek (MÖ 12. yüzyıl), bu bölgede hakim olan Miken uygarlığını yıkıp burayı istila ettiğini görüyoruz. Bu istila sonrasında bölgeden yığınlarca insan, karşıda bulunan Ege sahilleri ve Anadolu’nun iç kesimlerine kadar yayılan bir göç yaşamak zorunda kalırlar. Bu zorunlu göçmenler, her gittikleri yerlerde irili ufaklı şehirler kurarlar. Bunlardan birisi de Miletos’tur (Bodrum’un kuzey kısmında bulunmaktaydı).  Zamanla, buradan Karadeniz’e doğru yeniden bir göç daha yaşanır. Böylece, Karadeniz sahilinde bulunan Sinope, Amasia, Amisos, Kotiora, Kerasus, Trapezus, vb. gibi koloni şehirler kurulur.

 

İran’daki Trabzonlular
İpek yolu döneminden beri Karadeniz’den İran’a doğru artarak gelişen bir ticaret söz konusudur. Bu yüzden hatırı sayılır miktarda ama ticaret amaçlı bir göç yaşanır. Böylece orada bir Karadenizli nüfus oluşur. Daha sonra İran taraflarında başlayan Müslümanlaştırma faaliyetleri yüzünden, bazı Karadenizliler Bangladeş, Hindistan ve Rusya’ya doğru göç etmek zorunda kaldılar.

Yıllar sonra (1910’lu yıllarda) Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, vb. gibi ülkelerde yaşayan bir grup Karadenizli, yeniden İran üzerinden Yunanistan’a gitmeyi tasarlamış yola koyulmuşlar. İran’a geldiklerinde, o zamanlar orayı görece yaşanabilir bulmuş ve yerleşmişler. Ardından gelen diğer göçmenlerle birlikte, İran’daki Karadenizli nüfus yaklaşık üç bin civarına yükselir. Bu insanlar daha çok İran’ın Rast ve Anzali (Bandar Pehlevi) kentleri civarında yerleşmişlerdi. Ancak Şahın devrilişinden sonra İran’daki Karadenizli nüfus hızla erimeye başladı. Yeniden Rusya, Azerbaycan, Kazakistan, vb. gibi ülkelere göç ettiler. Bu insanlara İran’da Parsi diyorlardı. Onlardan birisi olan işadamı Konstantinos Keletsekis, Şah zamanında ünlü bir iş adamı ve aynı zamanda Şahın da yakın dostuydu. Şah devrildikten sonra Yunanistan’a göç eden Keletsekis, 2009 yılında vefat etti. İran’da şu anda bilinen birkaç Rum, ufak bir kilise ve bir mezarlık mevcuttur. Orada kalan son Rumlarla yapılan röportajlarda, bazılarının aylardır Rumca konuşacak insan bulamadığı ortaya çıktı.

 


Iran’da bir Rum kilisesi

 

Girit adasındaki Trapezunte veya Trapezundan
Ege adalarına yönelik ilk Arap akınları Emeviler döneminde başlamıştı. Bu akınlar neticesinde Kıbrıs ve Rodos gibi adalar işgal edildi. Ardından Girit adasına sıra geldi. Emeviler döneminde Girit’e yapılan akınlardan bir sonuç elde edilemedi. Akınlar Abbasiler döneminde de devam etti.

Nihayet Halife Memun’un emri altında bulunan Ebu Hafs, MS 823’te 20 gemi ile Girit adasına akın düzenler. Bu akın sonucunda, birçok yerleşim yerini talan ederek geri dönmek zorunda kalır.

Ertesi yıl (MS 824), bu defa 40 gemi ile Girit adasına saldırırlar ve adayı ele geçirirler. Ada Araplar tarafından işgal edildikten sonra, buraya önemli ölçüde Arap ve Müslüman nüfus yerleştirilir. Hristiyan nüfus baskı altına alınır ve halk Müslümanlaştırılmaya çalışılır. Müslüman olmak istemeyenlerin bazıları dağlık bölgelere çekilirken, bazıları ya öldürülür ya da köle pazarında satılır. Öte taraftan Girit adasını elinden çıkaran Bizanslılar her ne kadar MS 825, 826, 902 ve 949 yılında Girit adasını geri almak adına akınlar düzenledilerse de başarılı olamazlar. Bu nedenle Girit, 136 yıl boyunca Arapların işgali altında kaldı. Girit adasının en karanlık dönemi bu dönem olarak bilinir.

MS 961 yılında Nikiforos Fokas’ın emrinde bulunan ordu Girit adasını tekrar Bizans’a kazandırır. Adada başkent Handaka’da (Sonradan Heraklia) sıkışan yaklaşık 200.000 civarında Arap öldürülür, bir o kadarı da esir alınır. Bu sırada, daha önce Müslümanlaştırılan bazı Giritliler tekrar eski dinlerine geri döner. Birçoğu da İslâm dininde kalmayı tercih eder. Bu arada Hristiyan Arapların sayısı da azımsanmayacak kadardır. Katliamlar sonucu büyük ölçüde nüfusu azalan Girit’e, başta İstanbul soylularından (Komnenoslardan), Trabzon ve Anadolu’nun değişik yerlerinden olmak üzere, binlerce göçmen aile getirilir. Böylece hem adanın nüfusu artırılır hem de demografik değişimi sağlanır.

Haçlı ordusunun 1204 yılında İstanbul’u ele geçirmesi ve talan etmesiyle, Girit Bizans’ın elinden tekrar çıkar. Adayı her ne kadar Cenevizliler işgal etmiş olsa da, 1211 yılında Venediklilerin eline geçer. Bu tarihten sonra Girit 440 yıl gibi uzun bir süre Venediklilerin hâkimiyetinde kalır.

I. Murat (Murad Hüdavendigâr) I. Kosova Savaşı (1389) sonrasında savaş alanını gezerken, bir Sırp askeri olan Miloş Obroneviç tarafından hançerlenerek öldürülür. Oğlu I. Beyazıd, Tahta geçer. Sırpları yener ve her yana büyük bir korku salar. Öyle ki, savaş sırasında hızlı davranışı yüzünden kendisine “Yıldırım” lakabı yakıştırılır. Yıldırım’ın korkusu Bizans’ın her yanına hızla yayılmaya başlar.

Aradan birkaç yıl sonra, Timurlenk (Timur) 1402’de İzmir’i de ele geçirerek halkını kılıçtan geçirmiş. Öte yandan batı’da destek ve ittifak arayışına çıkmış olan Emmanuil Komnenos, Venediklilerin duruşundan dolayı morali bozuk döner. Bu sırada Trabzon’a varan kötü haberler, halkta korku ve paniğe neden olur. Bu yüzden, Trabzon ve çevresinden birçok kişi, Venediklilerden izin alarak Yunan coğrafyasına yerleşmek isterler. Eskiden beri Trabzonlularla iyi ticari ilişkilerinin bulunduğunu bilen Venedikliler,  Trabzonluların bu isteğine olumlu yanıt verirler. Böylece, 9 Aralık 1395’te göç edecek Trabzonlulara Girit ve Evia adalarına yerleşmelerine izin verilir. Neticede, 10 Şubat 1414’te, Trabzon ve çevresinden sekiz yüz kadar aile Girit adasının doğusuna gelip yerleşir. Daha sonra Petra (Antik Siteia) ile Zakharinos arasında bulunan düz bir tepede, Trapezondan adında bir şehir kurarlar. Venedikliler o zamanlar bu şehre “Trapezonte” adını vermişler. Ancak ne ilgiçtir ki, huzur ve kurtuluş için anavatanlarından göç ederek Girit’e yerleşen bu Trabzonluları, kötü kaderleri burada da rahat bırakmaz. Barbaros’un ve Sarazenler’in (Sarecenus) 1538-1648 arasında adaya düzenledikleri saldırılar sonucunda, Trabzonluların kurduğu bu şehir yıkılır. Trabzonlulardan bazıları öldürülür, bazıları köle olarak alınır, bazıları da adanın değişik yerlerine dağılır.

Girit adası son olarak 1 Aralık 1913 yılında Yunanistan ile birleşerek mevcut Yunan coğrafyasının bir parçası haline geldi.

Trabzonluların şehir kurup yerleşmiş olduğu Girit adasında, 1931 yılında bir çiftçi tarlasını kazarken bulduğu ve Trabzonlulara ait olduğu saptanan tek başlı kartal, Herakleia Müzesine teslim edildi.

 


Girit adasındaki Trapezunta’dan kalıntılar

 

Karadenizlilerin Girit’teki yerleşim yeri sadece bu değil elbette. Burada, Heraklia bölgesinde bir de Kastamonitsa adında bir yerleşim yeri mevcuttur. Buranın ilk sakinlerinin de Kastamonulu oldukları bilinmektedir.

Hazır Girit ve Girit tarihinden söz etmişken, Heraklia’da doğup büyüyen (1395 – 1472) Trabzonlu bir bilim adamından söz etmeden geçmek olmaz. Bu bilim adamı, dönemin Avrupa’sında pek tanınmış bir kişidir. Bu ünlü Trabzonlunun adı, Gerogios Trapezuntios’tur (Trabzonlu Georgos). Georgios Trapezuntios, Heraklia’nın başpapazından dairesel yazı yazmayı öğrendi. Sonra 1416’da ünlü senatör Francesco Barbaro tarafından İtalya’ya davet edildi. İtalya’da bulunduğu süre içerisinde hem çalıştı hem de Guarino Veronese  ve Vittorino da Feltre’den Latince dersleri aldı. 1420’de Venedik vatandaşlığına geçti. 1426’da, kısa bir dönem için Vicenza’da Helence dersler verdi. Daha sonra Papa Eugenius I tarafından Roma’ya davet edildi ve ona Papalığın sekreterlik görevini verdi. Roma’da iken filoloji ve felsefe dersleri verdi. Ünü kısa zamanda İtalyanlar ve tüm Avrupalılar arasında yayıldı. 1427’de tekrar Venedik’e geçerek orada Helence ve Latince dersler verdi. Kısaca, döneminin en ünlü bilim adamı ve yazarlarından biri oldu.

Georgios Trapezuntios, bir ara Fatih Sultan Mehmet ile de yazışmıştı. Bu yazışmalar; Avrupalıların farklı bir toplum olduklarını, Osmanlı tebaasının birbirine benzediğini, Ortodoks Hristiyanlıkla İslâm karışımı yeni bir din icat edilmesi ve böylece farklılıkları ortadan kalkmış bir toplum yaratılabileceği fikrini içeriyordu. Bu yazışmaların bir bölümü o zamanki güvenlik güçleri tarafından ele geçirilmesiyle Trapezuntios bir ara hapse atıldıysa da sonra tekrar serbest bırakıldı. Trabzonlu bu bilim adamı 1472’de Roma’da vefat etti.

 

Trabzon’un fethinden sonra İstanbul’a götürülen Trabzonlular
Bilindiği üzere, Fatih Trabzon’u fethettikten sonra, saray ahalisinden bazılarını (800 kişi) İstanbul’a götürmek üzere yanına almış. Ayrıca, İstanbul’un daha kozmopolit ve daha rahat yaşanabilir olmasından dolayı, yıllarca bir yığın Karadenizli, bu kente göç etmek zorunda kaldı. Bunların ikinci ve daha sonraki nesilleri, kendilerini İstanbullu olarak bildi. Bu nedenle, hem Nüfus Mübadelesi öncesi hem de sonrası bu kentten Yunanistan’a göç eden veya zorla göç ettirilen İstanbulluların arasında önemli sayıda Karadenizli vardır. Hatta bunların önemli bir çoğunluğu Trabzonludur.

 

 

Karadeniz’den eski SSCB ülkelerine göç
Eski çağlardan beri bütün Karadeniz kıyıları boyunca Helenlerin varlığı söz konusu olduğundan, bu bölgelerle hem ticari hem emek alışverişi sürdürülüyordu. Özellikle Hristiyan nüfus, bu coğrafyada yaşayanlarla aynı din ve mezhebi paylaşıyordu. Bu nedenle, buralar bizim Karadenizliler için kapalı kutu değildi.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethedince (1453), içlerinde bir yığın aydının da bulunduğu önemli bir kitle, bu şehirden Kafkaslara ve Rusya’ya doğru göç eder. Bu insanların pek çoğu Karadeniz kökenliydi. Dolayısıyla da arlarında pek çok Trabzonlu mevcut idi.

1762 yılında Gürcü çarı Heraklius II, Doğu Karadeniz’de bulunan madencileri, kendi maden ocaklarında çalışmaları için ülkesine davet etti. Bu nedenle, Trabzon ve Gümüşhane çevresinden sekiz yüz ailelik bir göçmen grubunun Gürcistan’ın Akhtala bölgesine gidip yerleştiği bilinmektedir.

Komşu coğrafyaya doğru Karadenizli göçü, Osmanlı-Rus savaşı (1768-74) sonrasında, Osmanlı tımar sahipleri ve derebeylerinin Hristiyan nüfus üzerinde uygulamaya başladığı baskılardan dolayı da yaşanmıştır. Bu göçler, 18 ve 19. yüzyıllarda da devam etmiştir.

Son büyük göç, herkesin de artık bildiği gibi; 1915-23 yıları arasında bütün Anadolu’da, özellikle de Karadeniz’de yaşanan korkunç ve trajik olaylar yüzünden gerçekleşmiştir. Bu göçlerin sonucunda, Ermenistan’dan Kırım’a kadar, eski SSCB ülkelerinde, Karadenizliler tarafından onlarca köy kurulmuştur. Ancak buralara yerleşen Karadenizlilerin önemli bölümü, Stalin zamanında Sibirya’ya kadar sürülmüş, onbinlercesi yollarda çeşitli nedenlerden dolayı can vermiştir. Sibirya’ya göç edenlerin bir bölümü, daha sonra eski yerlerine geri dönerken, bazıları da sağa sola dağılmıştır. Bu nedenle Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, vb. gibi ülkelerde bile halen Trabzonluların ikinci ve üçüncü nesline rastlamak mümkündür.

Karadenizlilerin eski SSCB ülkelerinde en yoğun yerleştikleri bölge ve yerleşim yerlerinden bazıları; Stavropol, Krasnodar, Novorosisk, Odesa, Nikolaev, Krimea, Armavir, Gelincik, Soçi, Dağkestan, Terek, Kumban, Sohum, Essentuki, Kursavka, Mineralnye, Vladikavkaz, Tsalka, Tbilisi, Atzaria, Abkhazia, Sokhumi, vb. gibidir. Buralara yerleşen Karadenizlilerin toplam nüfusu, SSCB dağılmadan önce yaklaşık 655.000 civarında hesaplanıyordu. Sovyetlerin dağılışından sonra çıkan bağımsızlık talepleri ve bu doğrultuda çıkan sürtüşmeler, savaşlar sonucunda, özellikle 1989 yılından sonra bu sayının yarısından fazlası Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmıştır.


İstanbul’a göç eden Trabzonlular
Binyıllardır hem Trabzon’dan İstanbul, hem İstanbul’dan Trabzon’a sürekli olarak bir git-gel yaşanmış olsa da, artık son zamanlarda sadece Trabzon’dan İstanbul’a doğru göç yaşanmaktadır. Bu kentte önemli ölçüde Karadeniz nüfusu mevcuttur. Ayrıca, toplu yaşadıkları yerleşim bölgeleri de bulunmaktadır. Eskiden göç edenler, gittikleri yerde yerli halk ile dışarıdan gelenler arasında zaman içinde erirdi. Bugün baktığımızda, buraya yerleşen Trabzonluların ancak ikinci ve en fazla üçüncü nesli Trabzon ile halen ilişkisini koruyabilmektedir.

 

Lozan Nüfus Antlaşması sonucu Yunanistan’a sürülen Trabzonlular
Lozan Antlaşması, dinsel temelde zorunlu nüfus mübadelesini içeriyordu. Bu doğrultuda, Yunanistan’daki Müslümanlar (Etnisitesi ne olursa olsun) Türkiye’ye, Türkiye’de bulunan Rum Hristiyanlar da Yunanistan’a göç ettirildiler.

Türkiye’ye göç eden Müslümanlar genelde Ege sahillerine yerleştirilirken, Yunanistan’a göç eden Karadenizliler, bu coğrafyanın Kuzey bölümünde kalan Makedonya bölgesinde bulunan Serres, Kilkis, Drama, Selanik gibi yerleşim alanlarına yerleştirildiler. Genelde dağlık bölgelere yerleştirilen bu insanların bir bölümü, dönemin kıtlık şartlarına fazla dayanamadılar. Şehirlere doğru göç ettiler.

Ardından 1943’de Alman işgali yaşandı. Yunanistan’da yaşayan Karadenizliler, kendilerini bir gölge gibi izleyen kötü kaderden kurtulamadı. Almanlara karşı en ciddi direniş, Karadenizliler ve Anadolu’dan gelen göçmenler tarafından gösterildi. Bu sırada önemli kayıplar verdiler.

Daha sonraları, kendisine iş ve aş bulmakta zorluk çeken bir yığın Karadenizli, zamanla buralardan da göç ederek, Avrupa, Amerika, Avustralya ve Kanada gibi çok uzak ve yabancı ellere gidip yerleşmek zorunda kaldı.

Bugün açısından bu ülkelerin başkentleri ve önemli şehirlerinde Karadeniz diasporasının önemli karakolları mevcuttur. Vatanından uzak yerlerde yaşayan bu insanların ikinci ve üçüncü nesli, kendi geçmişine ait kültürel yapısını, gelenek ve göreneğini, kurduğu dernek, vakıf, vb. gibi kurum ve kuruluşlarla devam ettirmeye çalışmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada’da New York, New Jersey, Boston, Chicago, Philadelphia, Canton, Lakewood, Montreal, Toronto, vb. gibi şehirlerinde dernekler ve bu derneklerin bir de federasyonu mevcuttur. Avrupa’da ise Berlin, Duesseldorf, Waiblingen, Nurnberg, Lüdenscheid, Strasburg, Paris, Kopenhag, Brüksel, Köln, Schorndorf, Stokholm, vb. gibi şehirlerde dernekleri ve Avrupa genelinde bir de federasyonları vardır.

Yunanistan’ın Güney kısmında bulunan Karadenizliler, her ne kadar adalar ve Mora Yarımadası’nda bulunan şehirlere az sayıda dağılmış olsalar da, genelde Atina ve çevresinde önemli yerleşim birimleri oluşturmuşlar. Bu yerleşim bölgelerinden bazıları başta Menidi, Kalithea, Sürmena, Aspropirğos, vb. Özellikle Menidi bölgesi, son olarak eski SSCB ülkelerinden gelen Karadenizlilerin neredeyse işgal ettiği bölgelerden biri durumundadır. Sokaklarında Trabzon Rumcasını güncel olarak duymak mümkündür.

Ayrıca, eski Sovyet ülkelerinden gelen Karadenizlilerden, bir kısmı Güney Kıbrıs’a da yerleştirildi. Orada da epey sayıda bir karadenizli nüfus mevcuttur. Bunların çoğu da Trabzonludur.

Günümüzde, Yunanistan genelinde yaklaşık olarak 400 civarında dernekleri ve Kuzey ve Güney ayrı olmak üzere iki adet de federasyonları bulunmaktadır. Yunanistan’daki toplam nüfusları da yaklaşık olarak 1,5 ile 2 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Özellikle Selanik kentinde ise, sokakta dolaşanların en az beşte biri Karadenizlidir ve bunların da önemli kısmı Trabzonludur.

 

 

Van, Hatay, İmroz, Kıbrıs, vb. yerlere göç ettirilen Trabzonlular
Bilindiği üzere, 1947 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinden İmroz adasına epeyce aile göç ettirildi.
Trabzon’un Çaykara İlçesinde 1965 yılında meydana gelen bir sel felaketi nedeniyle, Van’ın Özalp İlçesi’nin Emek ve Dönerdere Köylerine epey sayıda Çaykaralı yerleştirildi. Aynı yıllarda yine Çaykara civarından (Zeno, Fotinos, Siros gibi köylerden), Hatay’ın Kırıkhan İlçesine yerleştirilen aileler mevcuttur. Sel ve heyelan gerekçesiyle, 1973’te Çaykara İlçesinden epey bir nüfus alınarak, tekrar İmroz adasına götürülüp yerleştiridi. 1974 Kıbrıs savaşı sonrası yine Çaykara boğazından oraya göçmen olarak gönderilen önemli sayıda aileler mevcuttur. Bu ailelerin önemli bir kısmı Omorfo (Güzelyurt) portakal bahçelerinde çalışmaya giderler. Portakal toplama zamanında Omorfo’daki Portakal bahçelerine gidilse, kesinlikle Çaykaralı delikanlılara, genç kız ve gelinlere rastlanabilir.

Tabi ki her ne kadar bu göçlere sel ve heyelan gerekçe olarak gösterilmeye çalışılsa da, böyle olmadığını anlamak zor değil. Burada asıl amacın, Rumca konuşan ve Rum kökenli olan bu insanları götürüp Kürtlerin, Arapların, İmroz ve Kıbrıs Rumlarının arasına bir işgalci gibi yerleştirmek, böylece bir taşla iki kuş vurmaktı.

 

 

Türkiye’den Almanya’ya işçi olarak göç eden Trabzonlular
1960 sonrası Türkiye’den Almanya’ya ve daha sonra tüm Avrupa’ya yayılan işçi göçmenler arasında Trabzonluların yeri azımsanamaz. Neredeyse Trabzon kırsalında bulunan bütün köylerde yaşayan ailelerin bir veya birkaç üyesi, genelde Almanya ve Fransa’ya gurbetçi olarak gitmiştir. Köylüler arasında bu gurbetçiler “Alamancı” olarak anılırdı. Bu göçmenlerin ikinci ve üçüncü nesli artık yavaş yavaş vatanıyla ilgisini azaltmış olsa da, halen bir aidiyetleri mevcuttur.

Yukarıda izlerini sürmeye çalıştığımız Trabzonluların sağa sola ne kadar dağıldıklarını gördük. Bu çerçeveden baktığımızda “her yer Trabzon” gibi durmuyor mu? Bir zamanlar Moskova Belediye Bakanı Karadeniz kökenli olan Gavril Popof’un “her üç Rustan birisinin kanında Helen kanı mevcuttur” dediği gibi; ben de “Yunanistan’da her üç kişiden birinde Karadenizli kanı mevcuttur” desem abartmış olur muyum?

Buraya kadar Trabzonluların izini süremeye çalıştım. Ancak bir gerçek var o da şu; ben Trabzonluların izini sürerken, koca bir dünyada kayboldum…

Yazan: Vahit TURSUN

 

Kaynakça

– Documents inédits pour servir à l’histoire de la domination Vénitienne en Crète de 1380 à 1485, Paris – 1892.

-Sofia M. Sfiroera – Mitholoğia Ton Elinon.

-Yorgos Andreadis – Apo To Mitho Stin Eksodo.

-İlyas Karagöz – Mitolojide Doğu Karadeniz.

-Jac Ph. Fallmerayer – Trabzon İmparatorluğunun Tarihi – München 1827.

-Maliaris Pedia –  (Kollektif eser) O Pontos.

-Γιάννης Τσαλουχίδης – Β’ παγκόσμιο Συνέδριο Ποντιακού Ελληνισμού 31 Ιουλίου – 7 Αυγούστου 1988, Θεσσαλονίκη.

-Heraklia Müzesi (per. «Mison» Β’ 14.)

-Λουκία Πανάγη – Η Ανακατάληψη Της Κρήτης Από Τον Νικηφόρο Φωκά (961) Θεσσαλονίκη 2009.

http://www.pontos-news.gr/article/129916/o-monokefalos-aetos-sti-siteia-tis-kritis-kai-i-pontiaki-poli-trapezonda

https://kars1918.wordpress.com/2009/12/18/9-12-2009/

http://anastasiosds.blogspot.gr/2011/11/blog-post_05.html

http://anastasiosds.blogspot.gr/2011/11/blog-post_05.html

http://www.tovima.gr/finance/article/?aid=257558

http://www.yesilalan.net/haber_detay.php?id=1024

http://medlabsc.free-forums.biz/t746-topic

http://www.balkanlar.net/forum/index.php?topic=23339.0;wap2

http://en.wikipedia.org/wiki/George_of_Trebizond

https://pontosandaristera.wordpress.com/2008/09/09/6-9-2008/

-http://el.wikipedia.org/wiki/%CE%93%CE%B5%CF%8E%CF%81%CE%B3%CE%B9%CE%BF%CF%82_%CE%A4%CF%81%CE%B1%CF%80%CE%B5%CE%B6%CE%BF%CF%8D%CE%BD%CF%84%CE%B9%CE%BF%CF%82

https://mavropouloskostas.wordpress.com/%CF%80%CE%BF%CE%BD%CF%84%CE%B9%CE%B1%CE%BA%CE%AC-%CF%87%CF%89%CF%81%CE%B9%CE%AC-%CF%81%CF%89%CF%83%CE%AF%CE%B1%CF%82/

http://el.wikipedia.org/wiki/%CE%9A%CE%B1%CF%83%CF%84%CE%B1%CE%BC%CE%BF%CE%BD%CE%AF%CF%84%CF%83%CE%B1_%CE%97%CF%81%CE%B1%CE%BA%CE%BB%CE%B5%CE%AF%CE%BF%CF%85

 


Yunanistan’ın Kerkira kentine götürülen Karadenizliler

 


Trabzon / Çaykara / Alithinos (Uzuntarla) köylülerinin göç ettirildiği Kıbbrıs / Davlos (Kaplıca) köyü

 


Dorların Güney Yunan coğrafyasına akınları

 


Kıbrısta Karadenizlilere ait Kültür derneği

 


Çaykara’dan göçe dair yazan bir gazete

 


Kolchida Kralı Eitis’in kızı Media’nın Argonotlarla birlikte Yunanistan’a kaçışının tasviri

 


Kanada’da Karadenizlilere ait bir etkinlik

 


Trabzon / Çaykara’dan göç sırasında çekilen bir fotoğraf

 


İmroz adasına göç ettirilen Çaykaralılar

 


Argo gemisinin yapım aşamasının tasviri

 


Miletos’tan Karadeniz’e göç

 

http://www.romeyika.com/index.php/tr/8-makaleler/19-trabzonlular

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: