ortodokslartoplulugu.org

 

Aziz Rafail

 

Midilli adasında yeni şehit [1]Aziz Rafail’dir. Harika kerametleriyle Yunanistan’ı ve tüm dünyayı sarstı ve hâlâ da sarsmaya devam etmektedir. Senelerce bilinmiyordu. Mitilini’nin Karies’teki antik manastırında dolaşıyordu. Onun hikâyesi pek yakın zamanda öğrenildi. Kendisi ve diğer şehitlerin de nerede metfun olduklarını bariz bir biçimde insanlara gösterdi.

Aziz Rafail, Yunanistan’ın batı ucunda bulunan, İthaki adasında, 1410 yılında dünyaya geldi. Hristiyanca bir eğitim aldı. Büyüdüğünde subay oldu. Ancak, onun hedefi din adamı olmaktı. Kısa bir süre içerisinde, İstanbul Patrikhanesi’nde piskopos yardımcısı yerine oturdu. Fakat, onun yükselişi, Yunanistan sınırlarının dışına çıkmaktadır. İtalya’nın Ferrara kentinde, Fransa’nın Paris ve Morle kentlerinde yapılan teolojik toplantılarda yer alır. Orada onun bilge kişiliği parlamaktadır.

İstanbul’un fethinden sonra, arkadaşı Nikolaos ile birlikte, Yunanistan’ın öbür ucundaki Mitilini’nin Karies bölgesine ulaşır ve orada münzevi hayata atılır. Fakat, 1462 yılında Türkler tarafından boğazı kesilir ve manastırı da yakılır. Onun canlı mevcudiyeti ölümüyle kesintiye uğramamaktadır. Üst üste gelen görünüşüyle, halk onun defnedildiği yeri öğrenir ve onun tarihî hayatını da bilmiş olur. Onun son derece güzel faaliyetleri o kadar belirgin bir biçimde sürdürülüyor ki, insan aklı, onun yaptığı ve yapmakta olduğu sayısız kerametler karşısında inanmakta güçlük çekmektedir.

Kötü durumda olanlara teselli verici melek oluyor. Dinsizlerin susamış ruhunu sulayan tatlı siması… Bugün, yaşadığımız bu teknoloji dolu zamanda canların aradıkları Aziz.

İsa Mesih, hayatın kaynağı olduğunu bize öğretti. İsa Mesih’e doğru giden yoldaki Hristiyan süreç bize fazilet için galibiyeti getirecektir. Bu da, derin acımızda bir oyuncak olmamamız için. Böylece de, İsa Mesih’in nazik mevcudiyeti, acının, sancının ve de kötü talihin yanında bulunmaktadır. Her tarafa ışık saçmaktadır. Günümüzde, mucize ve kerametlere karşı şüphesi olanların kalplerini ve kısır kalmış ruhlarını sevgi ve imanla doldurmaktadır.

Bugün, faaliyet gösterdiği Karies manastırı, halk tarafından ibadet amacıyla ziyaret edilmektedir. Çünkü, imanlı iş arkadaşları vardır. Arkadaşı Nikolaos ile saygılı şehit İrini.

Aziz Rafail, zamanımızın stresinden kurtulmamıza yardımcı ol! Etrafımıza senin sevgi denizini saç. Bizde, meydana gelen çaresiz yaraların iyileşmesi için yardımcı ol. Senin sonsuz ululuğun bizi bırakmayacağını biliyoruz. Çok yakın zamanda, senin sevimli ziyaretine nail olacağız. Amin!

Aziz Rafail’in hayatı 

  1. Doğumu ve kökeni

Aziz Rafail, zengin bir Hristiyan ailesinden ve İthaki adasındandı. 1410 yılında dünyaya geldi. Babası Dionisios Laskaridis ve annesi de çok saygın bir insan olan Maria idi. Önceleri adı Georgios idi ve Hristiyan eğitimi aldı.

Daha sonraları, 35 yaşlarına vardığı zaman Bizans ordusunda subay oldu. Fakat, kısa bir süre sonra subaylığı bıraktı ve Rafail adıyla keşiş oldu. Kısa bir süre sonra onu, Atina’da Aziz Dimitrios kilisesinde (Filopapu anıtı ve Adrianu kapısına yakın) papaz ve vaaz veren papaz olarak buluyoruz. Orada sürekli bir şekilde nasihat edip Ortodoksluğu sabitleştirmek için çaba gösteriyordu. Bu kilisede onun ikonası mevcut olup bugüne kadar kendisine saygı gösterilmektedir.

  1. Öğrenmeye susamış

 İstanbul Patrikhanesi onun bu faaliyetini, eğitimini ve çalışkanlığını kısa zamanda takdir edip  “piskopos yardımcısı papaz” şeref sıfatıyla “Arhimandrit” olarak tayin etmiş.

Büyük teolojik eğitimini, Patrikhane’nin temsilcisi olarak katıldığı İtalya ve Fransa’daki çeşitli konferanslarda ispatladı. O zamanlarda, İtalya’da, bazı papa taraftarı Yunanlar, kiliselerin birleşmesi yönünde faaliyet gösterip, bu suretle Doğu Kilisesini küçük düşürüyorlardı. 1438 yılında, İtalya’nın Ferrara kentinde yapılan sözüm ona sinodta Rafail de bulundu. Onun mükemmel ve bilge epikeremleriyle Papa’nın haksız isteklerini çürütmeyi başardı. Böylece, düşüncelerinin berraklığının açığa çıkması sağlanmış oldu.

  1. Nikolaos ile tanışması

 O zamandan sonra, Patrikhane, onun kıymetini anlamış olup, onu, Fransa’nın Paris ve Morle şehirlerinde yapılan toplantılara, çeşitli teolojik görevler için gönderdi. Morle’de, Selânik şehrinden Nikolaos adında bir öğrenciyle tanıştı. Nikolaos’u, o Hıristiyan eğitimiyle derinden etkilemiş oldu. O kadar ki, dünya hayatını bırakıp, Tanrι’nın sözünü insanlara anlatarak, onun yolunda yurϋmeye karar verdi. Rafail, onun bu fedakârlığını takdir ederek, onu önceleri keşiş ve sonra da diyakoz yaptı. O zamandan sonra birbirleriyle çok sıkı arkadaş oldular ve hiçbir zaman birbirlerinden ayrılmadılar.

4.Midilli adasında mülteci

 Kısa bir süre sonra, Fatih Sultan Mehmet’in askerî üstünlüğü karşısında, Bizans Devleti’nin başkenti olan İstanbul, 1453 yılında Türklerin eline geçti. Kılıçtan geçirmeler, yağmalama ve ateşe vermeler Yeditepeli şehrin (İstanbul) her tarafına ve yavaş yavaş Trakya’ya da yayılmıştı.

O zaman, yıkımın fırtınasından herkes kaçmaya çalışıyordu. O tarihlerde, Rafail ile Nikolaos Trakya’da olup, Aleksandrupoli’den (Dedeağaç), o vakit işgal altında olmayan, Lesvos (Midilli) adasına diğer bazı mültecilerle hareket ettiler. Bir vapurla oradaki Thermi limanına, 14 Mart 1454 tarihinde vardılar. Onlar, yabancılar arasında yabancıydılar.

O vakit, bir inziva yeri bulma konusunda bilgi istediler. Thermi eşrafından olan Vasilios ve öğretmen Theodoros, onlara Meryem’in Doğum gϋnϋne adanmιş manastırını verdiler. Bu manastır, Mitilini’den 14 kilometre uzaklığında Karies tepesindeydi. Orada, Ruvim adında, sadece bir keşiş inzivada olup kısa bir süre sonra vefat etti. Rafail, bu manastırda başkeşiş oldu. Orada, Stavros adında başka bir keşiş de vardı.

  1. Manastırın tarihi

 Önceleri, Karies manastırı hem büyük hem de zengindi. Tahttan indirilen ve sonra da devamlı kalmak üzere Karies’e yerleşen Bizans İmparatoriçesi Atinalı İrini tarafından 800 yılında inşa edildi. 803 yılında vefat ettiğinde çok güzel olan bu manastırı bıraktı. Bu manastırιn, 1235 yılına kadar önemli bir rolü vardı. O zaman, Kriti’den (Girit) gelen Türk korsanlar tarafından yakılıp harap edildi.

O yıllarda, manastırın başrahibesi Olimpia idi. Babası da Mora’dan bir papazdı. Babasının ölümü kısa zamanda annesini de ölüme götürdü. Böylece de kendisi 10 yaşında yapayalnız kalmış oldu. O zaman, Karies’te başrahibe olan teyzesi Dorothea’nın yanına gönderildi. 19 yaşına vardığında da rahibe elbisesini giydi. 25 yaşına ulaştığında, manastırın başrahibesi oldu. O manastırda 30 tane rahibe mevcuttu.

11 Mayıs 1235 tarihinde, kötü emelli Türk korsanlar bu tarihî manastıra hücum ettiler. Bu büyük hücumun sonucu, büyük kargaşa, öldürmeler ve ırza geçmeler oldu. Bazı rahibeler dağa kaçmakla kurtuldular. Bazıları korkularından delirdiler. Bazıları insafsızca katledildiler, çünkü onlar, ırzlarını korumak istemişlerdi. Efrosini adında oldukça yaşlı ve felçli olan bu rahibeyi bir ağaca astılar ve onu diri diri yaktılar.

Rahibe Olimpia’nın kaderi ise daha da kötüydü. Çünkü o, manastırı korumak için orada kalmıştı ve bu olay da onları son derece kızdırmıştı. Korsanler, başrahibenin işkencesine bir başlangıç olarak, yanan büyük mumlarla onun bedenini yaktılar. Sonra da, kızgın iki çiviyi kulaklarından geçirdiler. Diğer bir kızgın çiviyi de çenesine geçirdiler. Devamında, onun bedenini, yirmi büyük çivi ile bir tahtanın üzerine çivilediler. Onların bu menfur eylemi, manastıra ateş vererek ve hiçbir şeyi ayakta bırakmamakla tamamlandı ve böylece de onların geçtiği yerde her şey yerle bir olmuş oldu. Sonuç olarak, eski kilisenin tümü yıkıldı ve sadece manastırın temelleri kaldı.

Bu manastır 150 yıl kadar bir zaman için böyle harap bir hâlde kaldı. Çünkü, artık rahibelerin orada kalmaları için cesaretleri yoktu ve böylece de bu manastır erkekler manastırı oldu. O kara yıllarda, yerli ve yabancı rahipler onu ayakta tuttular. Ta ki sonunda onu tamir edecek bir hayırsever kadın çıktı. Melpomeni adında dindar bir kadın tüm varlığını sarf ederek manastırı tamir ettirdi.

Bu kadın sosyetik bir kadındı. Malını da, fakirleri hiç düşünmeden harcıyordu. Ancak, böyle, iyi olmayan bir hayat yaşadığı için Tanrι ona ceza verdi. Akindinos adındaki oğlunun ayağı ansızın ağrımağa başladı. Acısını dindirmek hiçbir doktora nasip olmadı. O zavallı anne, ümitlerini kaybetmedi ve oğluna çare arama maksadıyla her tarafa gidip dolaşıyordu. Sonunda Karies’e vardı. Orada, eski manastırın Ayazma suyuyla oğlunun ayağını yıkar yıkamaz, hasta oğlu tamamen iyileşti. Melpomeni, adağını tuttu ve Akindinos’u manastırda bıraktı. Akindinos, o manastırda murakıp görevini üstlendi. Kendisi de, ölene dek, orada sade bir evde yaşadı. Bu bayan, oradaki başrahibe, arkasında MELPOMENİ yazılı güzel bir koltuğu da hediye etmişti.

  1. Türkler karşısında yılmayan başrahip Rafail

 Aziz Rafail, bu tarihî manastırda bir başrahip olarak sadece 8 yıl yaşadı (1454-1462). Ansızın, Fatih Sultan Mehmet’in fethetme tutkusu, vahşi Türk askerleri güruhunu adayı alma niyetiyle yollamakla, manastırın o sakin hayatı sarsıldı.

O zaman, Mitilini’nin (Midilli) kuşkulanmayan insanlarının başına birçok kötü hâller geldi. Dayak yemeleri, tecavüz etmeleri ve öldürülmeler. Dahası da, adadaki Yunan kökenli nüfusun din değiştirmesi bile istendi. Ancak insanlar, canlarının tüm güçleriyle karşı koydular. Silahlara sarılıp güç dengeleri çok farklı olan bir mücadeleye başladılar. 17 günlük kahramanca karşı koymadan sonra, saldırganlar tarafından adanın tahrip ve işgal edilmesi sonucunu getirdi.

Türkler, ilk altı ayda manastıra dokunmadılar. Ancak, Nisan 1462 tarihinde, Thermi’de, Türklere karşı bir hareket vuku buldu. Hıristiyanlar da saklanmak için Karies’e çıktılar. Çünkü, olacaklardan korkuyorlardı. Öğretmen Theodoros da manastıra sığınanlardandı. Keza, eşraftan Vasilios da ailesiyle birlikte manastıra sığınmıştı. Böylece manastır, gerilla sığınağı hâline geldi şüphelerini üzerine çekmiş oluyordu. Bunun için de, İsa Mesih’in temsili mezarını kiliseden çıkarma töreninin bittiği an, Büyük Cuma günü akşamı, hiddetlenmiş Türkler oraya vardılar. Başrahibe ısrarla, gerilla saklayıp saklamadığı konusunda kendisine sorular soruldu. Başrahip, ihbar etmek istemediğinden, sadece, kendi bedenini almalarını söylüyor ve ruhuna hiçbir zaman dokunamayacaklarını onlara anlatıyordu.

Gerillaların nerede saklandıklarını söylemeleri için tüm keşişleri tutukladılar. Ancak, murakıp Akindinos ile rahip Stavros kaçmayı başardılar. Büyük Cuma’dan Paskalya’dan sonraki Pazartesi’ye kadar, bazı bilgiler elde etmek için, onları müthiş işkencelere tabi tuttular. Ancak, onlardan hiç kimse bir bilgi vermedi ve onun için de tümünü Salı günü kestiler.

  1. Rafail’in azap dolu ölümü

 Rafail’in müthiş çilesi, ellerinin arkada bağlanmasıyla başladı. Onu, sakalından tutarak sürüklüyor ve acımasızca kendisine vuruyorlardı. Bir an için ayağa kalkarak ve göğsünde taşıdığı istavrozu göstererek yüksek sesle onlara, o ve diğerleri bunu hiçbir zaman inkâr etmeyeceklerini söyledi. Devamında, onu bir ceviz ağacına ters astılar ve yirmi dört saat kadar bir zaman kendisini dövdüler.

Sonra onu o ağaçtan indirdiler ve beline kadar elbiselerini çıkardılar. Kendisinden diz çökmesini istediler. Bu pozisyonda iken de beş tane vahşi adam (iki Müslüman, bir Laz, bir Çerkez ve bir tane de Türk-Arnavut) ağzından başlamak üzere çenesini testere ile kesmeye başladılar. Daha sonraları da bu çene, bedeninin kalan kısmından daha ötede bir yerde bulunmuştu. Sonuç olarak, Paskalya’dan sonraki Pazartesi günü on ikiye çeyrek kala onu kestiler.

Devamı… http://www.ortodokslartoplulugu.org/azizlerimizin-hayat-hikayeleri/aziz-rafail/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: