Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Diriliş Bayramına doğru Büyük Oruç Dönemi ve Kutsal Paskalya

 ortodokslartoplulugu.org

Diriliş Bayramına doğru

Diriliş Bayramına doğru

Büyük Oruç Dönemi ve Kutsal Paskalya

  Hazırlayan: Pavlos Ulaş

Paskalya yani Diriliş Bayramı RAB’bimiz Mesih İsa’nın (Isus – Yeshua) ölümü yenerek dirilişinin ve insanlara sonsuz yaşam sunuşunun kutlandığı gündür.

Paskalya sözcüğü İbranice Pesah sözcüğünden gelmektedir ve dilimize Yunanca “Pasha” sözcüğünden geçmiştir, “dokunmadan geçmek” anlamına gelir. Yahudi geleneğinde Hamursuz Bayramı olarakta bilinen Pesah Bayramı çok önemli bir yere sahiptir. Bayramda Yahudiler evlerini “Hamets”ten (mayalı hamur) arındırırlar. Bu, Yahudilerin Mısır’dan aceleyle çıkarken ekmeklerinin mayalanmasına bile vakitleri olmadığını hatırlamak içindir. Ayrıca insanların içindeki gururun simgesel olarak çıkarılmasıdır. Fakat Pesah bayramının önemi elbette ki daha farklıdır…

Kutsal Kitap’ın Eski Ahit kısmına baktığımızda İsrailoğullarının Mısır’da büyük zorluklar altında yaşadıklarını, köleleştirildiklerini, yoksullaştırıldıklarını ve hatta zorla Mısır putlarının önünde eğilmeleri için işkencelere uğradıklarını görüyoruz. Tanrı İsrail halkını bu durumdan kurtarmak için halka bir önder, buyruklarını iletmesi için bir peygamber belirler. Peygamber Musa Tanrı’dan aldığı güçle Firavun’un karşısına dikildiğinde, Tanrı Mısır’a gönderdiği 10 belayla Mısır’ı cezalandırır. Ama bu belaların hiç biri Mısır’da yaşamakta olan İsrail halkına dokunmaz. Daha sonra Tanrı, her bir İsrailli ailenin temiz bir kuzu kurban etmesini ve kanını kapılarının dışına sürmesini buyurur,Bir demet mercanköşkotu alın, leğendeki kana batırıp kanı kapılarınızın yan ve üst sövelerine sürün. Sabaha kadar kimse evinden çıkmasın. RAB Mısırlılar`ı öldürmek için gelecek, kapılarınızın yan ve üst sövelerindeki kanı görünce üzerinden geçecek, ölüm saçanın evlerinize girip sizi öldürmesine izin vermeyecek.” (Mıs.Çık.12:22-23). Kurban edilen kuzunun kanı İsraillilerin ölümden kurtuluşudur. Ölüm İsrailoğullarına dokunmadan geçtiği için buna Pesah (Fısıh) adını vermişlerdir ve RAB’bin buyruğu üzerine bunu Mısır’dan kurtulduktan sonra her yıl anmak için bir kurban keserek hatırlamışlardır. Bu kurban, RAB’bin bağışlama kurbanıdır. İsrailliler bu günden sonra her yıl Pesah (Fısıh) bayramını kutlamış ve bununla günahlarının bağışlandığına inanmışlardır.

Eski Ahit’te gelecek olan Kurtarıcı’ya dair birçok kehanet bulunduğu gibi bu olayda tüm halkların kurtulması için sunulacak kurban olan Tanrı Kuzusu’nu (Mesih İsa) simgelemektedir.

“O baskı görüp eziyet çektiyse de Ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi Açmadı ağzını.” (Yeş.53:7)

“İnsan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasa`nın yapamadığını Tanrı yaptı. Öz Oğlu`nu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu olarak gönderip günahı insan benliğinde yargıladı.” (Rom.8:3)

“Yeni bir hamur olabilmek için eski mayadan arınıp temizlenin. Zaten mayasızsınız. Çünkü Fısıh kuzumuz Mesih kurban edildi.” (I.Kor.5:7)

Kutsal Ruh ve Bakire Meryem’den beden alarak insan bedenine bürünen RAB Mesih İsa dünyaya geldiği zaman bizlere imanın ve ahlakın en güzel yasasını vermiş, kendi yaşamıyla eşsiz bir örnek olmuş, Tanrısal lütfun yaşamlarımıza nasıl girdiğini anlatmış ve Yaratılıştan itibaren müjdelenen sonsuz kurtuluşu bizlere sunmak üzere kendisini günah sunusu, kurtuluş sunusu olarak bir kuzu gibi sunmuştur. O çarmıha çivilenen günahsız Mesih, sunağa yatırlımış temiz bir kuzudur. Eski Ahit boyunca anlatılan Tanrı’nın o eşsiz planı, harika lütuf gerçekleşmiştir! Nasıl İsrailliler kurban ettikleri kuzunun kanıyla Mısır esaretinden ve ölümden kurtulduysa, çarmıhta kurban edilen Mesih’in kanıda imanlıları günaha kölelikten ve sonsuz ölümden kurtarmaktadır.

Mesih İsa Elçileri ile birlikte Fısıh yemeğine oturduğu zaman, onlara Fısıh kurbanının kendisi olduğunu bildirmiştir (Mat.26:26-28). O, sunulacak olan son kurbandır. Fakat Paskalya’ya en yüce coşkuyu katan, son kurbanın ölümü yenmesidir. Ve son kurban ölümden dirilerek sonsuz yaşamı bağışlamıştır. Eski Ahit’teki yasa ve kurbanın yerini Mesih İsa’nın sağlayışıyla başlayan Yeni Ahit ve O’nun dirilişiyle gelen lütuf ve sonsuz yaşam almıştır.

Paskalya umuttur, hayatın ölümü yenmesi ve eşsiz kurtarışdır.

Paskalya Çarmıhın üzerinde sonsuzluğa açılan kapıyı gösterir.

Paskalya’nın coşkusu Mesih’in Dirilişi ve tüm insanlığı aydınlatan sonsuz ışığıdır!

Ortodoks Hıristiyanlıkta Paskalya’nın o eşsiz coşkusunu kutladığımız bayram gününden 49 gün önce Büyük Oruç dönemi başlar.

 “Ey yaşamımızın öğretmeni RAB, aylaklığın, tembelliğin, bencilliğin ve gereksiz övüngen sözlerin ruhunu benden uzaklaştır. Dürüstlüğün, alçakgönüllüllüğün , sabrın ve iyilik severliğin ruhunu hizmetkarına ver. Ey  Rab’bim ve Kralım, bana kendi hatalarımı görmemi ve kardeşimi yargılamamayı öğret. Çünkü sonsuza dek yücelik senindir. Amin!” (Aziz Efrem’in Paskalya öncesi oruç duası)

Oruç, Tanrı’yı hoşnut etmek için yapılan bir eylem değildir. Ve kendi günahlarımızı cezalandırma yöntemide değildir, bu yüzden acı çekerek günahlarımızın bedelini ödeme yolu olarak düşünülmemelidir. Çünkü Mesih İsa günahlarımızın bedelini çarmıhta ödemiştir. Kurtuluş imanlılara Tanrı’dan bir armağandır, açlığımız veya susuzluğumuzla elde edebileceğimiz birşey değildir. Oruç, kurtuluş yolunda iyi meyve vermemizi sağlayacak bir eylem tarzıdır. Oruç tutarak gözlerimizi Tanrı’ya ve O’nun Kutsal Kilisesine çeviririz. Dua ve oruç bir bütündür, duasız oruç olmaz. Oruç ilgisizlik demek değildir. Oruç eskide kalmış bir yöntemde değildir. Tanrı’nın kendisi tarafından öğretilmiş, imanlıyı geliştirici bir yoldur. Oruç bir gösteriş yoluda değildir. Oruç sonrası oburluk yapmak orucun mantığına aykırıdır, o yüzden oruç tuttarken sürekli Tanrı’ya, “bizi gözetlemesi ve dizginlemesi” için yalvarmalıyız.

Bir imanlının Tanrı’ya hizmet edebilmesinin bir çok farklı yolu vardır fakat büyük iman atalarımızın, Peygamberlerin, Azizlerin ve RAB’bimiz Mesih İsa’nın bize öğrettiği, her durumda öncelikle oruç tutulması gerektiğidir. Elbette Kilisemiz bizlere orucu bir zorunluluk olarak göstermez fakat insana yararlı olan mükemmel bir seçim olduğunu öğretir. Sağlığı el veren ve engeli bulunmayan her Ortodoks birey oruç tutmalıdır. Ancak bu bir öneridir ve kişinin kendi seçimine kalmıştır. Peygamber Musa, Sina dağında Tanrı’nın huzuruna çıkmadan önce 40 gün oruç tutmuştur. Peygamberler kendilerine bildirilen Tanrı sözünü bildirmeden önce oruç tutmuşlardır. Mesih İsa da insanlara öğretmeye başlamadan önce 40 gün boyunca oruç tutmuştur.

Elbette Ortodokslar oruç tutarken bir mucize beklentisi ile değil de kendisini RAB’bin Kutsallığına hazırlamak ve O Kutsallığa yaraşır hale gelebilmek için oruç tutarlar.

Büyük Oruç dönemide, Aziz Efrem’in duasında dediği gibi, kişinin kendisini tanıma ve kötü yönlerinden arınma dönemidir. İmanlı kendisini tamamen Tanrı’nın eline bırakarak, tam bir güvenle oruç tutar, Tanrı’ya kendisini yenilemesi için yalvarır ve Kutsallık yolunda ilerlemek için savaş verir. Elbette ki bu sadece Büyük Oruç Dönemi ile sınırlı değildir fakat bu dönem birçok imanlının hep beraber savaş verdiği ve hep beraber Tanrı’ya övgüler yükselttiği özel bir dönemdir. İmanlılar orucun sonunda kutlayacakları sonsuz lütfu, Tanrı’nın kendileri için neler yaptığını ve Mesih İsa’nın insanlar uğruna çektiği acıları ve Çarmıh’tan gelen yenilenmeyi düşünürler.

Paskalya Orucu’ndan 3 hafta önce Triodion dönemi yer alιr. Bu dönemin hedefi imanlιlarι Diriliş bayramına (Paskalya’ya) hazırlamaktιr. Kilise Pederleri der ki, “Triyodion dönemi başladı yani tövbe ve manevi mücâdele de başladı”.

“Ferisinin övüngenliğinden kaçınalım ve üzüntü dolu iç çekişlerimizle vergi görevlisinden alçakgönüllülük dersi alalım. Kurtarıcıya yalvaralım, ‘Bize merhamet et çünkü yalnızca Sen’in aracılığınla Tanrı ile barışırız.’” (Apolytikion)

Triodion: Ortodoks Kilisesinde Büyük Oruca hazırlanma dönemindeki haftalarda, büyük oruç döneminde ve dinsel haftalarda yapılan ayinlerde kullanılacak metinleri içeren dua ve tapınma kitabına Triodion denir. Triodion sözcüğünün anlamı, sabah duaları için belirlenen duaların her birinin üç (tria) övgü ( ode) içermesidir. Oruca hazırlık dönemindeki okumalar, özellikle İncil okumaları insan düşüncelerinin sorgulanmasını sağlar ve Büyük Oruç dönemi için insan bedeni üzerinde yoğunlaşır. Triodion dönemi, “Ferisi ve Vergi görevlisi Pazarι” ile başlar. İkinci hafta, “Savurgan Oğlun Pazarι” ve üçüncü hafta ise, “Yargι Günü Pazarι”dır. Yargι Günü Pazarι’ndan sonra Af Pazarι kutlanιr ve tam ertesi gün Paskalya Orucu başlar.

Ferisi ve Vergi görevlisi Pazarι’ndan Savurgan Oğlun Pazarι’na kadar her türlü gιda yenir. Savurgan Oğlun Pazarι’ndan Yargι Günü Pazarι’na kadar sadece Çarşamba ve Cuma günü tam oruç tutulur. Yargι Günü Pazarι’ndan Af Pazarι’na kadar balιk, süt, yumurta ve süt ürünleri tüketilir. Af Pazarı ile tam oruç başlar ve Paskalya Ayini’nin bitimine kadar devam eder.

Aradaki özel günler haricinde, Paskalya orucu boyunca et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, herhangi bir hayvansal gıda veya hayvansal içerikli gıda ve alkollü içecekler tüketilmez. Sadece topraktan gelen ürünler yenir. Hafta içinde yağsız yiyecekler (tam oruç), hafta sonu ise yağ ve az miktarda şarap tüketilebilir.

24 Şubat – Kutsal Öncü Peygamber Vaftizci Yuhanna’nın kesilmiş kafasının bulunması, 9 Mart – 40 Sivas şehidi, 26 Mart – Giritli Aziz Andreas’ın Büyük Kanonu günlerinde yağ ve bir miktar şarap tüketilebilir. 25 Mart – Meleğin Müjdesi ve Dallar Bayramında (Paskalya pazarından önceki Pazar) ise balık tüketilebilir. Diğer cumartesilerden farklı olarak sadece Kutsal Cumartesi (Paskalya’dan bir önceki gün) günü yağ ve şarap tüketilmez, tam oruçtur.

Paskalya Orucu dönemi boyunca her Pazar gününün bir önemi vardır, bunlar anılır, kutlanır. Yukarda da değindiğimiz gibi tam oruç dönemi Af Pazarı ile başlar. Ayin sonrası tüm cemmat birbirinin ellerini ve yanaklarını öperek karşılıklı af dilerler. Ayrıntılı bilgi için lütfen aşağıdaki makaleyi okuyunuz.

http://oodegr.co/tourkika/eortes/kyriaki_syggnwmis.htm

Tüm Ortodoks Kiliselerinde Af Pazarından sonraki her Cuma gece duasından sonra, Kutsal Tanrı-doğuran Meryem Annemize övgü sözlerinden oluşan Akatist İlahi okunur.

www.oodegr.com/tourkika/prosefxes/akathistos.htm

Takip eden haftalar ise sırasıyla şöyledir:

Ortodoksluk Pazarı (İkona düşmanlarına karşı): Bu pazar gününün konusu, gerçek inancın (Ortodoksluk) zaferidir, “Bize dünyaya karşı zafer kazandıran, imanımızdır” (1. Yuhanna 5:4). Ayrıca Kutsalların ikonaları, insanın “Tanrı’nın suretinde ve benzerliğinde yaratıldığına” (Yaratılış 1:26) ve arınma yoluyla Tanrı’nın yaşayan imgesi olarak kutsallaşıp Tanrısallaştığına tanıklık eder.

Mesih’in Kilisesi, İmparator Leo Isaurian’ın hükümdarlığından (717-741) Theophilos’un hükümdarlığının (829-842) sonuna kadar, yüz yıldan fazla bir süre boyunca kötü inançlı ikona kırıcıların (ikonaklast) eziyetlerine maruz kaldı. Theophilos’un ölümünden sonra onun dul kalan eşi İmparatoriçe Theodora, Patrik Methodios ile birlikte Ortodoksluğu korumak için savaş verdi. Hatırası sonsuz olan bu Kraliçe, Patrik Methodius’un ve diğer iman tanıklarının ve doğru kişilerin önünde Tanrı-doğuran’ın ikonasına saygı gösterip şu kutsal sözleri söyledi: “Bilinki Kutsal ikonalar her yere yayılmış tanrılar değildir ve onlara asla tapılmaz ama her kim kutsal ikonalara gerekli saygıyı göstermezse, sadece  prototipin imgeleri oldukları için onlara sevgi kaynaklı bir saygı göstermezse, lanet olsun ona!”. Sonra da büyük oruç devresinin ilk haftası boyunca dua ve oruç aracılığıyla kocası için Tanrı’dan af diledi. Oruç devresinin ilk pazar günü İmparatoriçe Theodora ve oğlu Mikail, din adamları ve inanlılarla bir geçit töreni düzenleyip kutsal ikonaları Kiliseye yeniden kabul ettiler ve Mesih’in Kilisesi’ni onlar ile süslediler. İşte bu pazar gününde biz Ortodokslar bu kutsal olayı hatırlıyoruz ve bu parlak ve saygıdeğer günü Ortodoksluğun, yani gerçek öğretinin sapkınlığa karşı zaferinin, pazarı olarak adlandırıyoruz.

http://oodegr.co/tourkika/eortes/kyriaki_orthodoxias.htm

Selanikli Kutsal Gregory Palamas Pazarı: 1296 yılında Küçük Asya’da doğmuş olan Kutsal Gregory çocukluğunda ailesi ile birlikte Konstantinapolis’e (İstanbul)  yerleşir ve daha sonra çileci bir yaşam sürmek için Athos dağına gider. Uzun süre orada yaşayan Tanrı’nın kutsalı, rahatsızlığı nedeniyle Selanik’e yerleşir ve daha sonra Selanik Metropoliti olur. Ortodoks imanımız hakkında kitaplar yazmış, vaazlar vermiş ve Tanrı halkına elçiler gibi harika bir şekilde hizmet etmiştir. Ortodoks inancının eşsiz bir savunucusu olan Kutsal Gregory  1359 yılında dünya yaşamından ayrılmıştır. Duaları beraberimizde olsun.

http://oodegr.co/tourkika/eortes/Gregory_Palamas.htm

Kutsal Çarmıh’ın Pazarı: Kutsal Çarmıha Saygı Pazarı olarak da adlandırılan Kutsal Çarmıhın Pazarı, büyük oruç devresinin üçüncü pazarıdır. Bu Pazar günkü törenlerde çarmıh özel olarak onurlandırılır ve böylece inanlılar Mesih’in çarmıha gerilişini ve O’nun kutsal dirilişini kutsal hafta boyunca hatırlamaya hazırlanırlar. Bu Pazar gününün tarihsel konusu, acı çekme kavramı yerine çarmıhın sağladığı neşe ve zaferdir. Kilise babaları, yaşam veren çarmıhı hayat ağacı ile özdeşleştirerek onu oruç devresindeki ruhsal yolculuğun ortasına yerleştirmişlerdir. O, cennette dikili olan ağaçtır ve onun görevi hem Adem’in sahip olduğu mutluluğu hem de Adem’in bu mutluluktan nasıl mahrum kaldığını inanlılara hatırlatmaktır.  Oruç devresindeki bu üçüncü pazarın konusu, “Mesih’in çarmıhının, kurtulmakta olanlar için, Tanrı’nın hem gücü hem de bilgeliği olduğu” (1. Korintliler 1:24) yolundaki öğretidir. Büyük oruç döneminin ortasında yer alan bu Pazar gününde çarmıh, kilisenin ortasında yer alarak inanlılara Mesih’in sağladığı kurtuluşu ve onların oruç dönemindeki çabalarını sürdürmeleri gerektiğini hatırlatmakla kalmaz; ayrıca Rab’bin “Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir” (Matta 10:38) sözlerini de hatırlatır.

http://oodegr.co/tourkika/eortes/kyriaki_stavroproskynisis.htm

Kutsal Yuhanna Klimakos’un Pazarı: 7. yüzyılda yaşamış olan Tanrı’nın kutsalı Yuhanna Klimakos, 16 yaşındayken Sina Dağı eteklerinde bulunan bir manastıra katılmış ve yaşamını bir keşiş olarak sürdürmüş ve 649 yılında manastırın başrahibi olarak bu dünyadan ayrılmıştır. Bir çok eğitici yazı kaleme almıştır ve bunlardan en ünlü olanı “Tanrı’ya yükselişin merdiveni”adını taşır. Bu yazısından dolayı Yuhanna’ya merdivene ait anlamında Klimakos ismi verilmiştir. Bu kitapta Aziz Yuhanna, imanlıların merdivene çıkar gibi ruhunu Tanrı’ya nasıl yükseltebileceğini anlatır. “Tanrı’ya Yükselişin Merdiveni” Ortodoks Hıristiyanlar arasında özellikle Paskalya öncesindeki oruç devresinde en fazla okunan kitaplardan biridir ve Merdivenin Yuhannası olarak bilinen aziz, oruç devresinin dördüncü pazarında özel olarak hatırlanır. Aziz Yuhanna Oruç ile ilgili iki önemli noktadan bahsetmiştir, “Zihnin orucu olarak dua ve bedenin duası olarak oruç” ve bunun Tanrı’ya yaklaşmak ve O’nun istediği gibi bir yaşam sürebilmek için vazgeçilmez olduğunu anlatır.

http://oodegr.co/tourkika/synaksaristis/iwannis_klimakos.htm

Mısırlı Kutsal Meryem’in (Mariya) Pazarı: Fahişe hayatı yaşarken tövbe etmiş ve çölde insanlardan uzak, yalnız bir yaşam sürmüştür.  Altıncı yüzyılda yaşamış ve 522 senesinde bu dünyadan ayrılmıştır. Kiliseler Mısır’lı Kutsal Meryem’i Nisan ayının 1’inde (eski takvime göre 14’ünde) anarlar fakat kendisini alçaltması ve gerçek bir tövbe yaşamı sürmesinden dolayı Büyük Oruç Döneminin 5. Pazarında da hatırlanır. Azize Mısır’lı Meryem aracılığıyla, hayatımızda ve oruç devresinde tövbe etmek için çok geç kalınmadığını ve hala tövbe fırsatı bulunduğunu görürüz .

http://oodegr.co/tourkika/synaksaristis/iwannis_klimakos.htm

Lazar Cumartesisi: Mesih çekeceği acılardan ve kendi ölümünden önce Lazar’ı dirilterek tüm insanlığın dirileceğini onaylayan “Diriliş ve Yaşam” olarak yüceltilir. Bu tören, Kilise takviminde dirilişe ait Pazar ayinin Pazar günü dışında kutlandığı tek özel durumdur.

http://oodegr.co/tourkika/eortes/anastasi_lazarou.htm

Dallar Bayramı: Mesih İsa’nın Yeruşalim’e (Kudüs) Girişinin kutlanması olarakda bilinir. Eski Ahit’in Zekeriya Peygamber kitabında vaat edilen Kralın gelişinden bahsederken Ey Siyon kızı, sevinçle coş! Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, Eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!” diye yazılıdır ve Mesih İsa’nın bir sıpa üzerinde Yeruşalim’e, o kutsal kente girişiyle yazılı olan peygamberlik gerçekleşmiştir. Ve yine Levililer Kitabında şöyle yazmaktadır; “İlk gün meyve ağaçlarının güzel meyvelerini, hurma dallarını, sık yapraklı ağaç dallarını, vadi kavaklarını toplayıp Tanrınız RAB`bin önünde yedi gün şenlik yapacaksınız.” Bu olay RAB çarmıha gerilmeden bir kaç gün önce gerçekleşmiştir ve sonra kendisini Fısıh kuzusu olarak sunmuştur. Yani Yedi günlük bu bayramın nihayeti RAB Mesih İsa’nın Dirilişi ile sonuçlanarak sonsuz mutluluğu sağlamıştır.  Bu nedenle Ortodoks Kiliseleri RAB’bin Yeruşalim’e girişini Kutsal Paskalya’dan (Diriliş Bayramı) bir önceki Pazar günü kutlarlar. Bayramın önemi, İsraillilerin Mısır’daki esaretten kurtulmalarını sağlayan RAB’bin kendisini alçaltarak insanların arasına gelmesi ve gerçek, sonsuz  kurtuluşu sunmasıdır. Halk o gün Yeruşalim’de Mesih İsa’yı, RAB’bi karşılarken bağırdığı gibi bugünde aynı şekilde bağırmaktadır; “Davut Oğlu`na hozana! Rab`bin adıyla gelene övgüler olsun, En yücelerde hozana!”.

http://oodegr.co/tourkika/eortes/kyriaki_baiwn.htm

Dallar Pazarı ile birlikte Kutsal Hafta başlar. Lazar Cumartesisi ile Büyük Oruç dönemi yerini Kutsal Hafta Orucuna bırakır. Haftanın her günü Kiliselerde Ayinler düzenlenir ve Kutsal Yazılar’dan o günün önemi okunurak imanlılar bu konular hakkında düşünmeye yönlendirilir.

http://oodegr.co/tourkika/eortes/megali_evdomada.htm

Kutsal Cumartesi akşamı tüm imanlılar Kiliseleri doldururlar ve Kutsal Pazar gününü yani eşsiz sevincin günü olan Paskalya’yı karşılarlar. Bayramların Bayramı olan Paskalya’nın kutlanmasına, yas ilahilerinin söylenmesiyle ve akşam dualarının okunmasıyla başlanır. Kilisenin içi tamamen karanlıktır. Gece yarısına yaklaşılırken ruhani, sunak masasında yanık duran ateş aracılığıyla bir mum yakarak ateşi inanlılara dağıtır ve bu sırada “Ey sizler, gelin ve bitmeyen yaşamın ışığını alın ve ölülerden dirilmiş olan Mesih’i yüceltin” ilahisini okur. Daha sonra ise geçit töreni ile Kilise dışına çıkılır. Kilise çevresinde bir veya üç kez dolaşıldıktan sonra Kilisenin giriş kapısı önünde toplanılır. Dirilişi anlatan İncil bölümünün okunmasından ve İncil’in tütsülenmesinden sonra ruhani (Patrik, metropolit, başpapaz veya Kilisenin yetkili papazı), çanlar eşliğinde Mesih’in dirilişini ilan eder: “Mesih ölümden dirildi; ölerek ölümü yendi ve mezardakilere hayat verdi”. Sonrasında ise ruhaniler ve inanlılar ışıklarla dolu Kiliseye girip akşam duasını tamamlarlar. Ayin bitiminde sırayla herkes birbiriyle bayramlaşır ve artık oruç bitmiş, büyük bir mutlulukla bayram kutlamaları başlamıştır. Pek çok toplulukta, ayin sonrasında inanlılar bir araya gelip geleneksel sevgi (agape) yemeği yiyerek oruçlarını sona erdirirler ve şafak sökerken evlerine dönerler. Paskalya sabahı ise akşam duasını söylemek için toplanan inanlılar ellerinde mumlarla “Mesih ölümden dirildi…..” ilahisini söylerler ve neşe içinde birbirlerine Mesih’in dirildiğini tekrarlarlar…

Mesih Dirildi!

Evet, gerçekten dirildi!

 

http://www.ortodokslartoplulugu.org/manevi-yasam/dirilis-bayramina-dogru/

Reklamlar

Η Κάτω Βουλή του Ολλανδικού Κοινοβουλίου με ψήφισμα της αναγνώρισε την Γενοκτονία των Αρμενίων από την Τουρκία το 1915!!

Η Κάτω Βουλή του Ολλανδικού Κοινοβουλίου με ψήφισμα της αναγνώρισε την Γενοκτονία των Αρμενίων από την Τουρκία το 1915!!
The Nederlands Formally Recognise The Armenian Genocide!!
The lower house of #DutchParliament, the Tweede Kamer has just officially recognized the #ArmenianGenocide for the second time.
#Recognition #Reparation #Justice #ArmenianGenocide #TurkeyFailed#103yearsofdenial #AYF #ayf_greece

https://www.facebook.com/ayfgr/

Δημιουργία κατασκηνώσεων σε συνεργασία με ενορίες της τοπικής ορθόδοξης ιεραποστολικής εκκλησίας!!!

21 Christian martyrs beheaded by ISIS honoured at Egyptian church inauguration!!

“Today will see the inauguration of an Egyptian church dedicated to the 21 Christians beheaded by ISIS on the Libyan coast in 2015.

February 15, 2018 marks the third anniversary of the martyrdom of 20 Egyptian #Coptic Christians and one Ghanaian believer, graphic footage of which was broadcast online. The church dedicated to their memory has been built in al-Our, near Samalut in Egypt’s Minya province, the home of 13 of the Libyan martyrs, according to Independent Catholic Ne

Today will see the inauguration of an Egyptian church dedicated to the 21 Christians beheaded by ISIS on the Libyan coast in 2015.
CHRISTIANTODAY.COM

All to the glory of God (Congo (DRC) • Diocese of Katanga)

 

Dear brothers in Christ,

By the Grace of God we have completed 29 years of ministry in the black continent, the vast Africa. The lot given to us by the Lord is, as you already know, Kolwezi and the whole of Katanga province. All this time our eyes have seen a lot of things. Naturally, we have faced numerous difficulties and plenty of adversity, we have lived unequalled moments of sorrow, grief, anguish but joy as well, through which one can see the grace of God, which always covers us protectively, regardless of whether we feel it or not. We sometimes start a project from scratch with no prospects of completing it and then the Lord comes to our assistance, always providing a solution, so eventually this project is fulfilled to the Glory of God. After all, this is the ultimate purpose of our humble ministry here: everything is done to the Glory of God. Thus, no matter what project we are working on, whether it is school or church construction, performing baptisms, priest ordinations, or charity, everything should be done not in praise of ourselves but to the Glory of His Hallow Name. Undoubtedly there are plenty of needs, but it is practically impossible to cover them all. However, it is your love that helps us move forward and makes our efforts bear fruit.

<img class=”aligncenter size-full wp-image-17240″ src=”https://ierapostoles.gr/wp-content/uploads/2017/12/hk1.jpg” alt=”” width=”768″ height=”544″ srcset=”https://orthodoxmission.org.gr/wp-content/uploads/2017/12/hk1.jpg 768w, https://orthodoxmission.org.gr/wp-content/uploads/2017/12/hk1-565×400.jpg 565w” sizes=”(max-width: 768px) 100vw, 768px” />This year it was imperative that we have two new churches erected as the flock is growing bigger and bigger and the Sacrament of the Holy Eucharist should not be performed in mud-huts or mud brick churches. So far, 45 churches have been constructed, while there are another 65 mud brick ones that are operating. The fact that these humble churches have a makeshift iconostasis, no pulpit or iconography, no window or door frames, no tiled floor, are by no means less blessed than the completed one. We could say that there, God’s grace is the same or even greater. However, it is for purely practical reasons that such churches should be replaced by constructed ones since in periods of drought, strong winds raise clouds of dust which comes in during the D. Liturgy, and in rainy seasons the mud bricks get wet, so the risk of collapse is high, as it happened at St. Menas’ church at the time of the Divine Liturgy. It was a tragic case indeed when at the time of the Communion Hymn, the parish priest Fr. Lazarus, a pure-hearted Levite, came out at the Beautiful Gate in order to preach the sermon, and the whole of the eastern wall behind the Sanctuary collapsed with a thunderous sound.

This is why once more we appeal to your love and ask for your support for the reconstruction of the two aforementioned churches, whose cost is estimated at 50,000 euro each. We will be grateful to those friends of the Mission that will undertake the funding of this project, and their names will always be remembered by our African priests in memory eternal.

With love in Chrisτ
† Meletios of Katanga

<img class=”aligncenter size-full wp-image-17237″ src=”https://ierapostoles.gr/wp-content/uploads/2017/12/DSCN1406.jpg” alt=”” width=”768″ height=”576″ srcset=”https://orthodoxmission.org.gr/wp-content/uploads/2017/12/DSCN1406.jpg 768w, https://orthodoxmission.org.gr/wp-content/uploads/2017/12/DSCN1406-533×400.jpg 533w” sizes=”(max-width: 768px) 100vw, 768px” />

https://orthodoxmission.org.gr/?p=17244

 

Meryem Ana, Kutsalların Kutsalı

ortodokslartoplulugu.org

Meryem Ana

Havva yılana Bakire Meryem ise Rab’bin meleğine inandı, inanarak işlenen günah bu kez iman inancı sayesinde ortadan silinmiştir!

Ortodoks Kilisesi, Üçlü Birliği, Baba–Oğul-Kutsal Ruh’ta tek olan Tanrı’yı yüceltiği gibi Meryem anayı yüceltmez ve ne Baba’ya, ne İsa Mesih’e, nede Kutsal Ruh’a eş tutmaz.

Meryem Anaya dair Ortodoks Teolojisi tamamen Kutsal Kitaba dayanır. Fakat sözlü ve yazılı geleneğede değer verilir ve Tanrısallığı kabul edilir. Bu yüzden Kilise babalarının ve Azizlerin aktardıklarıda bizlere bir çok konuda ışık tutar. Nitekim Tanrı Söz’ünü yorumlayan Kilise Babaları ve Azizler, Kutsal Ruh’un esini ile bunu yapmışlardır ve kesinlikle Kutsal Yazılar’a ters düşmez.

Meryem ananın Kutsallığı hakkında birşeyler yazmak için öncelikle onun Tanrı’ya adanmışlığı hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Gelenekler bize, Meryem’in üç yaşına geldiğinde annesi Anna ve babası Yoahim tarafından Tanrı’ya verdikleri söz üzerine tapınağa verildiğini bildiriyor. En büyük Kahin Zekeriya onu takdis edip Kutsalların Kutsalı denen tapınağa geçirir. Ve bu yere yalnızca, en büyük kahin olan kişi yılda bir kez girer (Bağışlanma günü). Meryem tapınakta uzun yıllar kalır. Tanrı, anne ve babasını bu dünyadan çağırdığı zaman, en kutsal Bakire yetim kalır ve ölünceye kadar tapınaktan ayrılmak ve evlenmek istemez. Bunun gerçekleşmesi Yasa’ya ve İsrail’in geleneklerine aykırı olduğundan, Meryem on iki yaşına gelince Nasıra’dan akrabası olan Aziz Yusuf’a emanet edilir. Nişanlı olarak yaşaması kabul edilir çünkü böylece evlilik yaşına gelinceye dek bekaretini koruyarak yasanın gereklerini yerine getirebilir. Buraya kadar Tanrı’nın Bakire Meryem’e nasıl bir lütuf sunduğunu ve yaşayacağı o Kutsal olaya dek ne denli saf bir şekilde koruduğunu görebiliriz. Tanrı onu tertemiz saklamış ve arındırmıştır çünkü o Tanrı Oğlu’na, Tanrı Söz’üne, Tanrı’nın insan bedeni alarak dünyaya gelişine bir kapı olcaktır. Böyle Kutsal bir görev içinde tertemiz olmalıdır. Günahtan uzak olmalıdır. Onun lekesizliğini sağlayan tamamen Tanrı’nın lütfudur. Yani Bakire Meryem’in günahsız oluşu tamamen Mesih İsa ile alakalıdr. Tanrı onu günahın lekesinden kurtarmıştır çünkü Oğul onun rahminden insan doğasına erişecektir. Kutsal olanın bulunacağı yerinde kutsanmış olması gerekirdi. Yani Tanrı’nın lütfu Mesih İsa’nın bakirenin rahmine düşmeden önce onun yaşamının pak kalmasını sağlamıştır. Bu nedenle nişanlısı olan Aziz Yusuf, tıpkı İsraillilerin Antlaşma Sandığına saygıyla yaklaştıkları gibi Bakire Meryem’e saygıyla yaklaşmıştır.

Kutsal Yazılar’da da Bakire Meryem’in Kadınlar arasında en kutsal oluşundan ve lütufla dolu oluşundan bahsedilir ve Kutsal Yazılar’daki bu bölümler Meryem Ana’ya dair Ortodoks Kilisesinin temel doktrinini oluşturur. Ve özellikle dikkat edilmesi gereken nokta ise Yeni Ahit’te bir çok yerde Eski Ahit’ten alıntı yapılarak, Tanrı’nın tasarısının ilk insanlar olan Adem ve Havva’nın günaha düşüşünden beri var olduğudur.

Luka 1:26-55: Melek Meryem’i “Ey Tanrı’nın lütfuna erişen kız” olarak adlandırıyor ve Tanrı tarafından bu sözleri duymuş olan başka bir kadın yoktur. Ve aynı bölümde Başmelek Cebrail Bakire Meryem’e Kutsal Ruh’tan hamile kaldığı bildirildiğinde, o bunu büyük bir itaat ve alçakgönüllülükle kabul eder. Havva’nın Tanrı’ya itaatsizliğine karşı yeni Havva, Tanrı’nın buyruğuna büyük bir itaatle karşılık verir. Ve böylece ilk insan Adem ile varolan günah yeni Adem olan İsa Mesih ile yok olacaktır. Buda bize Tanrı’nın Bakire Meryem’e sunduğu lütfun ne denli büyük olduğunu gösterir.

Tanrı Meryem Annemize meleklere gösterdiği saygıdan fazla saygı göstermiştir.  “Bütün melekler, kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlar” (İbr.1:14) oysa Meryem Tanrı’nın Oğlunu rahminde taşıdı, O’nu sütü ile besledi, O’nu kucağında barındırdı! Bu denli saygıya layık başka insan veya melek var mı? Luka İncil’inde yazılı olduğu gibi, “İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın O`na, “Ne mutlu seni taşımış olan rahme, emzirmiş olan memelere!” (Luka 11:27) Bu gerçekten Tanrı’nın insana sunabileceği eşsiz bir lütuftur.

Melek Meryem’e Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracaksın, adını İsa koyacaksın. O büyük olacak, kendisine “en yüce Olan’ın Oğlu’ denecek. Rab Tanrı O’na, atası Davut’un tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakup’un soyu üzerinde egemenlik sürecek ve egemenliğinin sonu gelmeyecektir.” dedi. Yani Meryem Tanrı’nın Oğlu’nun annesi! Bu lakabı yeryüzünde taşıyan başka bir kadın var mı? Ki burada Oğulluk, Tanrı Söz’ünün beden alarak dünyaya gelişini gösterir. Yani Meryem ana Tanrı-doğurandır. Aziz İskenderiyeli Kiril Meryem ananın Tanrı-doğuran oluşu konusunda şöyle der, Kutsal Bakire’nin Tanrı-doğuran olarak çağırılıp çağırılmayacağı konusunda bazılarının tamamen şüphe içerisinde olduklarını duyarak hayretler içerisinde kalıyorum. Şayet RAB’bimiz Mesih İsa gerçekten Tanrı ise O’nu doğuran nasıl Tanrı-doğuran olmaz.Bu Tanrı tarafından sunulmuş eşsiz bir lütuftur.

Luka İncil’indeki bir diğer olay ise, Vaftizci Yahya’nın Annesi, Meryem’den daha yaşlı ve Aziz Öncü Yahya’ya gebe; hatta bir ruhani karısı olmasına rağmen Bakire Meryem’in ziyaretinden şeref duyuyor ve “Nasıl oldu da Rab’bimin annesi yanıma geldi?” diye haykırıyor! ilaveten Öncü Yahya bile Meryem’in ziyareti nedeniyle annesinin rahminde coşuyor.( Bak, selamının sesi kulaklarıma eriştiği an, çocuk rahmimde sevinçle hopladı.) Bakire Meryem ile Elizabeth’in karşılaşmasında özellikle dikkat edilmesi gereken nokta ise Elizabeth Meryem’i karşılarken “Nasıl oldu da Rab’bim`in annesi yanıma geldi?” diye sorar, tıpkı Peygamber Davut’un Antlaşma Sandığını karşıladığı zaman söylediği gibi, “RAB`bin Sandığı nasıl olur da bana gelir?”. Antlaşma Sandığı içerisinde Tanrı’nın 10 Emri’ni muhafaza etmekteydi ve Tanrı tarafından kutsal kılınmıştı. Meryem anada aynı şekilde Yeni Antlaşma’nın Sandığıdır ve rahminde Tanrı Söz’ü olan Mesih İsa’yı taşımıştır ve Tanrı tarafından kutsal kılınmıştır (II.Samuel 6: 9, Luka 1:43). Ve bu karşılaşmada Meryem annemizin kendisi, “İşte, bundan böyle tüm kuşaklar beni kutlu ( kutsal) sayacak” demiştir. Ve bu söz Kutsal Yazılar’da yer aldığına göre Tanrı’nın onayını almış demektir.

Yine Luka İncil’inde “İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın O`na, “Ne mutlu seni taşımış olan rahme, emzirmiş olan memelere!” diye seslendi. İsa, “Daha doğrusu, ne mutlu Tanrı`nın sözünü dinleyip uygulayanlara!” dedi.” diye yazılıdr (Luka 11:27-28). Burada geçen “daha doğrusu” kelimesi İncil’in yazıldığı dil olan Grekçe metinlerde “doğrudur (μενουνγε)” olarak geçer. Yani ayet şöyle “Doğrudur, ne mutlu Tanrı`nın sözünü dinleyip uygulayanlara!” Bu ayette bir çok insan Mesih İsa’nın annesine değer vermediğini veya diğer insanlardan ayırmadığını düşünüyor halbuki bunlar Meryem anayı yücelten ayetlerdir çünkü Tanrı’nın isteğini itaatle ve alçakgönüllülükle ilk yerine getiren odur. Tanrı Söz’ünü dineleyip uygulayan odur. O Azizlerin ilki ve tek lekesiz olanıdır. Yani Kutsalların en Kutsalıdır. Mutluluğun ve sevincin en büyüğünü yaşamış olan acılarında en büyüğünü yaşamıştır, Oğlu gözlerinin önünde işkenceler görmüş ve çarmıha gerilmiştir. Ama o iman yolunda hep ileriye gitmiştir. Elçiler arasında, insanların kurtuluşu için yaşamını sürdürmüştür (Elç.İşl.1:14).

Eleştiri konusu olan bir diğer ayet ise; Markos İncilinde, “İsa`nın çevresinde oturan kalabalıktan bazıları, “Bak” dediler, “Annenle kardeşlerin dışarıda, seni istiyorlar.” İsa buna karşılık onlara, “Kimdir annem ve kardeşlerim?” dedi. Sonra çevresinde oturanlara bakıp şöyle dedi: “İşte annem, işte kardeşlerim! Tanrı`nın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.”(Markos 3:33-35) yer alan ayettir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta, Tanrı’nın eşsiz planı doğrultusunda ve Mesih’in gelişinde, Tanrı Söz’üne ilk itaat eden elbette ki Meryem Ana’dır. O yüzden ayette Mesih İsa’nın dediği gibi kıymetli olan Tanrı Söz’üne itaat eden kişidir ve itaatkarların ilki Meryem Ana’dır. Ama bu ayette Kutsalların Kutsalı annemizin dışında dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki, bu ayetin asıl mesajını oluşturur. Kutsal Yazılar cümle cümle bağımsız değerlendirilemez. Bir ayet okuduğumuzda bize Kutsal Kitap bütünlüğünde anlamamız gerekeni anlatır. Aynı şekilde bu ayette ilk aklımıza gelen ise Luka İncil’i 14:25-26’da yazılı olan “Kalabalık halk toplulukları İsa`yla birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: “Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz” veya Matta İncil’i 10:37’de “Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir” yazılı olan ayetlerdir. Mesih İsa dünya’da bulunduğu dönemde bizlere kendi yaşamıyla bir imanlının nasıl olması gerektiğini göstermiştir ve Kilise’nin temellerini atarken, insanların birlik içerisinde, anne, baba, kardeş veya çocuk sevgisinden öte Kilise bütünlüğü içerisinde kutsal olan sevgide birleşmeleri gerektiği ve Tanrı’ya koşulsuz bir itattle bağlı olmaları gerektiğini öğretmiştir. RAB’bin buyruğu açıktır, ““Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin”(Matta 16:24). Tıpkı Kutsal Azizler Yuhanna ve Yakup’un Mesih’in çağrısı ile babaları Zebedi’yi bırakarak İsa Mesih’in peşinden gitmeleri gibi (Markos 1:20). Sonuç olarak bu ayet çeşitli grupların söyledikleri gibi Kutsalların Kutsalı Meryem Ana’mızı yeren ayet değil aksine RAB İsa Mesih’in buyruğunun insanlara yine bir benzetme yolu ile açıklanması ve bu benzetme ilede Kutsal Annemizin eşsiz itaatinin onurlandırıldığı bir ayettir.

Bütün bu belirtilerden sonra biz günahkar insanlar nasıl olur da Tanrı-doğurana saygımızı göstermeyiz? Ona Kutsalların Kutsalı diye seslenmeyiz. Tanrı’nın pek çok yücelttiğini biz nasıl olurda övgüyle anmayız. O Tanrı’ya eş değildir ama Azizler içerisinde en çok kutsanmış olandır. Aziz Agustin Meryem anadan bahsederken şöyle der, “Meryem Ana Kilise’nin bir parçasıdır. O, seçkin bir üyedir, diğerlerinden üstün bir üyedir. Fakat, başın Mesih olduğu bedenin bir parçasıdır.”

Yaşamlarını Tanrı’ya adamış RAB’bin tüm Kutsalları övgüye layıktır ve bu Kutsalların ilki olan Kutsalların Kutsalı Meryem anada sürekli övgü ile anılmalıdır. Öyleki kendisine Kutsal Ruh’tan hamile kalacağını bildiren Başmelek Cebrail dahi yıllar sonra bir keşişe görünerek Meryem ananın gerçekten övgüye değer olduğunu bildirmiş ve Aksion Estin isimli ilahinin sözlerini keşişe yazdırmıştır.

Yerindedir seni övmek, her zaman övgüye layık , en temiz, Τanrι’mızın annesi. Sen ki Heruvimlerden daha saygın ve Serafimlerden kıyaslanmaz ölçüde yücesin, sen ki Tanrι’nın Sözünü eksiksiz doğurdun. Yüceltiriz seni gerçek Tanrı-doğuran.” Amin!

“Gökte büyük bir belirti göründü. Güneşi kuşanmış bir kadının ayaklarının altında ay, başında on iki yıldız­dan bir taç vardı.” (Vahiy 12:1)

Kutsalların Kutsalı Annemiz Meryem’in duaları daima yolumuzu aydınlatsın. Amin.

Hazırlayan: Pavlos Ulas ve A.Hristianidis

http://www.ortodokslartoplulugu.org/kutsallarin-kutsali/meryem-ana-kutsallarin-kutsali/

“KÜRT’TÜK, ERMENİ’YDİK, RUM’DUK, BİZE HER ZAMAN GİTMEK DÜŞTÜ…”

Image may contain: text

Anatolian Armenians

KÜRT’TÜK, ERMENİ’YDİK, RUM’DUK, BİZE HER ZAMAN GİTMEK DÜŞTÜ

“Hep azdık bu ülkede, sanki az olmaktan cezalıydık! Küfürle eşdeğerdi adımız; hor görülmekti, hakaretti. Azala azala tükendik, tükene tükene azaldık.” Öykü yazarı Yusuf Nazım’ın yazısı, Radikal’de yayınlandı.

‘Emet’te Kürt işçiler gitti, gerginlik bitti!’

Geçenlerde bir gazetenin başlığı böyle yazıyordu…

Kütahya’nın Emet İlçesi Kaymakamı Sefa Güler, okul inşaatında çalışan işçilerle bir grup vatandaş arasında yaşanan gerginlikle ilgili olarak, “Bu işçileri güvenli bir şekilde Kütahya’ya sevk ettik” dedi.

Van ve Erciş’teki depremden sonra çalışmak için Kütahya’nın Emet ilçesine gelen Kürt işçilerle milliyetçi bir grubun kışkırttığı vatandaşlar arasında ‘omuz atma’ gerekçesiyle olaylar çıkar. Bir söylenti yayılır. Kürtler PKK bayrağı asmıştır. Ahali toplanır ve Kürt işçilere saldırırlar. Onları kovalar ve bir binada kıstırırlar. Güvenlik güçleri tedbir alır. İşçiler geceyi karakolda geçirir. Depremin vurduğu Kürt yoksulları, sabah olduğunda memleketleri Van’a geri gönderilirler.

Durum böyle; yabancısı olduğumuz bir şehirde ‘omuz atıldığında’, bilinmeyen bir dilde ‘türkü söylendiğinde’ kışkırtılmış milliyetçiliğin körüklediği kalabalıkların oluşturduğu ‘taşkınlıklarda’ bize hep gitmek düşüyordu!
Teni kara, alnı esmer, dili kırık olana yönelen nefret

Çünkü biz yabancıydık. Geldiğimiz bu kentin yabancısı, yaşadığımız bu ülkenin yabancısı… Bir defa ‘oralı’ değildik. Uzak diyarlardan toplanmış, kamyonlarla, trenlerle gelmiştik. On yıllardır süren bir savaşın mağdurları, toprağını kendi insanlarına haram eyleyen bir trajedinin kurbanlarıydık. Tenimiz biraz karaydı, alınlarımız da esmer. Bu yüzden ‘başı külahlı’, potansiyel ‘terörist’, olağan ‘şüpheliydik’! Ne zaman ki ‘omuz atma’ bahanesiyle bir kavganın alevleri tutuştu; ne zaman ki ‘yüksek milli duygularla’ galeyana gelen kalabalıkların öğretilmiş nefreti, teni kara, alnı esmer, dili kırık olana yöneldi, bize hep gitmek düştü!

Devamı… https://www.facebook.com/AnatolianArmenians/?hc_ref=ARQQTZoU7xQuj7gnMmN7YM3yzvHa7lG25pnEgkvhMC1DGUJDRJT62zGwH4DQPPPHyp0