Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Karadeniz’de gizli hristiyanlık

 

Hristiyanlar, gizli

ortodokslartoplulugu.org

Trabzon Maçkailçesivekuzey Gümüşhane’de bulunan Krom, Yağlıdere, Stavri, Zigana, Santa, Torulgibiulaşılması güç dağlıkbölgelerd eyaşayan Rumların birbölümü zorlama sonucun daveya ekonomiknedenlerle, 17. Yüzyıl’da İslam’a geçer gibi görünmüş ama 19. Yüzyıl ortalarına dek kalben Hristiyan olarak kalmayı başarabilmiş, bunlara gizli Hristiyan/Krypto Hristiyan/Cryptochristians veya yaşadıkları bölgelere atfen Kromlu, Stavrili gibi isimler verilmiştir.

Anthony Bryer (1), Doğu Karadeniz’de özgürlüğün sınırının 1000 – 2000 metreden itibaren başladığını, bu amaçla baskının en yoğun olduğu yıllarda 1500 metrenin yukarısında yerleşim birimleri kurulmasıyla çözüm bulunduğunu söyler.

Gizli Hristiyanlar, biri Müslüman diğeri Hristiyanlığa ait iki isim taşıyorlar, vaftiz oluyor, oruç tutuyorlar, muhtemelen sünnet de oluyorlardı. Biri Hristiyanlara özgü, diğeri imam nikahı olmak üzere iki defa evleniyorlardı. Kızlarını, Hristiyanlara da gerçek müslümanlara da vermiyorlardı. Her ikisi de sırlarının ortaya çıkmasına ve öldürülmelerine sebep olabileceğinden (bir Müslümanın Hristiyanlığa geçmesinin cezası şeriat kanunlarına göre ölümdü) kendi gibi olanlarla, muhtemelen akrabalarıyla ya da en yakın köydeki Stavriotlarla evleniyorlardı.

Müslüman ailelere kesinlikle kız vermeyen Kromluların, Müslüman gelin alıp Hristiyanlığa döndürdükleri bilinmektedir.

Yorgo Andreadis (2), Kromlu Murtaza Efendioğlu Aziz Ağa’nın, İspir Keleverik’ten bir Müslüman kızıyla evlendikten sonra karısını Sümela Manastırı’nda vaftiz ettirip, Sophia adıyla Hristiyan yaptığını, kızın ailesine durumu anlatmasının ardından olayın örtbas edilmesinin büyük miktarda para ve yalancı şahitlikle sağlandığını söylemektedir.

GERÇEK MÜSLÜMANLARIN ÖNÜNDE HRİSTİYANLARDAN ‘DOMUZ’ DİYE BAHSEDİYORLARDI

Ramazanlarda camiye gidiyor, Hristiyanlara özgü bir törenle ama Müslüman mezarlığına ve ‘tabutla’ gömülüyorlardı. Gerçek Müslümanların önünde Hristiyanlardan ”domuz” diye bahsediyorlardı.

Devlete karşı Müslüman gibi görünen Stavriotlar, Hristiyan inancını sürdürebilmek için yeraltında, mağaralarda ve korunaklı yerlerde şapeller (3) inşa ediyorlardı. (Pek çok örneğinin yanı sıra, Maçka’nın Haçavera köyünde, içeri fresklerle bezenmiş, bahçe duvarı görünümünde ve bugün hala iyi durumda olan iki tanesi görülebilir)

Camiden çıkıp şapele giden bu ikili inanç sisteminde hem papaz hem imam olan ruhani liderlerin sayısını küçümsemek gerekir. Stavriotların çocuklarını vaftiz etmesi zordu, çünkü birçok köyde papaz yoktu. Genellikle geceleri bu işin yapılabileceği en yakın Hristiyan köyüne gitmek, gün doğmadan geri dönmek gerekiyordu.

HER EVİN GİZLİ BİR MABEDİ VARDI

Evlenmeleri de ayrı bir problemdi. Evlerine bir papaz çağırmaları gerekecekti. Bu tür işler Santa (4) gibi gerçek Müslüman yaşamayan bölgelerde önemli değildi ama birkaç kuşak önce İslam’a geçmiş köylülerle birlikte yaşanan yerlerde çok tehlikeliydi. Bir Müslüman’ın evine papaz girdiği görülürse o ev halkının sonu gelmiş demekti. En büyük sorun ise gömülmeydi. Birçok Stavriot köyünde, imam aynı zamanda papaz olduğundan bu tür törenler gece yarısı yapılırdı. Ramazanlarda devlet her köye gerçek imam gönderirdi. Bu ay ölenleri gömerken gerçek imamı şüphelendirmemek gerekirdi. Stavriot papaz-imamlar, Türkçe’yi ve Kur’an-ı mükemmel bir şekilde bilirler ve gelen imamları şüphelendirmezlerdi.

Gümüşhane kökenli ve ataları gizli Hristiyan olan Yorgo Anderadis ”Gizli Din Taşıyanlar (The Cyrptochristians)” adlı kitabında 1700 yılında nüfusa, madenlerdeki güvenli yaşama ve halkın belli düzeydeki gelirine rağmen, Kromni’nin köylerinden hiçbirinde cami ya da kilise olmadığını, her evin, gizlice ibadet edebildiği bir mabede sahip olduğunu anlatır.

Bununla birlikte Müslüman ve gizli Hristiyanların ortak yaşadıkları köylerde, Müslümanların komşularının durumundan hepten habersiz olmadıkları da ortadadır.

”UZUN SOKAK ÇAMUR OLDİ, KROMLİLAR GAVUR OLDİ”

18 Şubat 1856 tarihinde Abdülmecit’in Paris Anlaşması’nı imzalaması ve 30 Mart’ta arkasından gelen Hatt-ı Hümayun, ülkedeki Hristiyanların kendilerini güvende hissetmelerine sebep olmuştur. Zorla veya Müslüman vatandaş olmanın avantajlarından yararlanmak amacıyla bir şekilde Hristiyan oldukları halde, İslam görünen Stavriotlar bu güven sonucu, Batılı ülkelere durumlarının incelenmesi için başvurmuş, İngiliz Büyükelçiliği, Trabzon’daki Vice-Konsül’den (5) detaylı rapor istemiş. Hazırlanan raporda sadece Krom’da bile 17 bin 260 gizli Hristiyan (Koromlis) yaşadığı belirtilince olay gerek Osmanlı sarayı, gerek Batı’da bomba gibi patlamıştı. Trabzonlu Müslümanlar bu inanılmaz olayı bir atma türküyle dile getirmişlerdi:

”Uzun sokak çamur oldi, Kromlilar gavur oldi”

(R.Janin, Muslumans malgre eux: les Stavriotes, Echos d’Orient, 15. 1912, 501)

19. YÜZYIL İSTATİSTİKLERİ

Gizli Hristiyanlar 19. Yüzyıl’da Torul kazasındaki Kromni (Krom) bölgesinde, Sümela manastırının çevresindeki köylerde, Stavri’de yaşamakta ve çoğunlukla madenlerde çalışmaktaydılar. Bu yüzden Anadolu’nun çeşitli yerlerinde açılan madenlerde çalışıyorlar ve pek çok madende işçiler aralarında Karadeniz Rumcası konuşuyordu.

2. Meşrutiyet’in ilanından sonra, Tanin gazetesinin Anadolu’ya gönerdiği Ahmet Şerif’in Gümüşhane’de aldığı notlar, bölgedeki Hristiyan nüfusun büyük ölçüde Türkleştiğini ortaya koymaktadır.

OFLULAR HAKKINDA BİR İDDİA

Economides, 1. Paylaşım Savaşı’nın ardından (1920) yaşanan kaotik günlerde yazdığı ”Pontus ve onun Rum halkının haklı iddiaları” adlı kitabında belki gerçek, belki de Batı kamuoyunda Rum azınlığın sempati toplamasını sağlamak amacıyla hayret verici bir iddia ortaya atmıştır: 44 köyden oluşan Of kasabası halkının saf Rum olup, 17. Yüzyıl’da İslam’a geçtiğini kaydetmesinin ardından (halkın en azından bir bölümünün) gizli Hristiyan olduğunu iddia etmiştir.

Papaz elbiselerini ve kutsal kitaplarını muhafaza ettiklerini, tekrar Hristiyan olmaya hazır olduklarını, Rus işgali döneminde bu arzularını Trabzon metropolitine ilettiklerini ama metropolitin onlara savaşın sonucunu beklemelerini tavsiye ettiğini bildirmektedir.

Aynı iddiayı Yorgo Andreadis de tekrarlar… 1917 yılında Rus işgali sırasında Of Belediye Başkanı, Trabzon metropoliti Hrisantos’a, kendisini karşılamaya gelen 300 kişinin, Hrisantos’u önderleri gibi gördüklerini ve ulusal dinlerine dönmelerini sağlamalarını istediklerini, söylemiştir.

Bu iddialara karşın, Of’un dağlık kesiminin Rumca konuşması ve Ramazan’a triod (Hristiyanlıktan kalma oruçla ilgili bir terim), tanrıya Theos demeleri gibi geçmişe ait izlerin dışında, bahsedilen dönem ve sonrasında bölgede Hristiyanlık dininin yaşatıldığına dair bir başka kanıt yoktur. Dahası Rumca konuşulan Çaykara ilçesinin Türkiye’nin kişi başına en çok cami düşen bölgelerinden birisi olması şaşırtıcıdır.

(1)Anthony Bryer: “The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos (2 cilt) ve “The Post-Byzantine Monuments of the Pontos”,”Peoples and Settlement in Anatolia and the Caucaus 800-1900 “ ,The Empire of Trebizond and the Pontos” adlı araştırma kitaplarının yanısıra Karadeniz’deki kilise ve manastır kalıntıları ile bölgenin Hıristiyan geçmişi ile ilgili yayınlamış yüzlerce makalesi vardır.

(2)Yorgo Andreadis: 1880 yıllarında Karadeniz’den Batum’a oradan da Selanik’e göç etmiş bir ailenin çocuğudur. Babası Kyriako Andreadis 1880′li yıllarda Batum’da kurulmuş bulunan Pontos Ulusal Meclisi üyesidir. Yorgo Andreadis’in 1916 – 1924 tarihleri arasında Karadeniz’de yaşananları anlattığı 22 adet kitabı bulunmaktadır. Bunlardan Türkçe’ye çevrilen bazıları şunlardı:
– Neden Kardeşim Hüsnü
– Pontus’un Yitik Kızı Tamama
– Gizli Din Taşıyanlar
– Tolika Bacikam Al Beni
– Temel Garip Todoron

(3)Şapel: Hristiyanların tapınak veya kutsal alanı, bazen küçüktür ve büyük bir kuruma bağlıdır (örneğin: büyük bir kilise, kolej, hastane, saray, hapishane veya bir mezarlık). Büyük kiliselerin içinde bir azizin adına ayrılmış küçük ibadet yerleri de olup, özellikle kırsal alanlarda ve küçük yerlerde veya yol kenarlarında dinsel ihtiyaçları karşılamak için yapılmış dua etme ve mum yakma yerleridir. Bir nevi küçük kiliselerdir. Bazen büyüktür ve başka bir yapıdan bağımsızdır.

(4)Santa: Kuzey Gümüşhane’de bulunan, 1923 mübadelesinde terkedilmiş, 7 mahalleden oluşan Rum kasabasının adı.

(5)Vice-Konsül: Konsolos yardımcısı

KAYNAK: KaradenizAnsiklopedikSözlük (BirinciCilt), Özhan Öztürk, HeyamolaYayınları, BirinciBasımMart 2005, Sayfa 428-437

http://www.ortodokslartoplulugu.org/makaleler/karadenizde-gizli-hristiyanlik/

Reklamlar

Şehit Bir Anne-Oğul: Cerycus ile Annesi Julitta

15 Temmuz Şehit Bir Anne-Oğul: Cerycus ile Annesi Julitta

15 Temmuz Şehit Bir Anne-Oğul: Cerycus ile Annesi Julitta

ortodokslartoplulugu.org

Azize Julitta soylu bir aileden geliyordu. Genç yaşında, yeni doğmuş çocuğu Cerycus’la bir başına dul kaldı. Likaonya’daki Iconium Şehri’nde (Bugünkü Konya) yaşayan dindar bir Hıristiyandı. Oğlunu doğduktan sonra hemen vaftiz ettirip ona henüz üç yaşındayken dini eğitim vererek dua etmeyi öğretti. Diocletianus Hıristiyanlara zulüm uygularken İconium Şehri’nde de birçok masum insan öldürüldü. Julitta oğlunu paganların gazabından korumak için bir Selevkos şehrine gittiyse de orada da durum pek farklı değildi. Julitta Hıristiyan olduğu için tutuklanıp mahkemeye çıkarıldı. Onun korkusuzca Mesih inancını savunması üzerine öfkelenen yargıç, oğlunu kucağından alıp Julitta’yı öpmeye çalıştı. Derken Cerycus “Ben bir Hıristiyanım, bırak anneme gideyim!” diyerek yargıcı tırmıklamaya başladı. Yargıç öfkeyle çocuğu yere atıp onu tekmeledi, çocuk taş basamaklardan aşağı yuvarlanarak oracıkta can verdi. Annesi bu acı durum karşısında her ne kadar üzülse de, oğlunun olası işkencelerden kurtularak şehitlik tacını kendisinden önce giymeye layık görüldüğü için Tanrı’ya şükretti. Gördüğü acımasız işkencelerin ardından başı vurularak kendisi de oğluyla aynı şerefe nail oldu (304).
Şehit anne-oğlun kutsal emanetleri bugün de mucizevi gücünü korumaktadır. Bu emanetlerin bir kısmı Ohri’de bulunmuş ve Meryem Ana Şifa Kilisesi’ne yerleştirilmiştir.

Kaynak: http://www.abbamoses.com/months/july.html

http://www.ortodokslartoplulugu.org/azizlerimizin-hayat-hikayeleri/15-tennuz-sehit-bir-anne-ogul-cerycus-ile-annesi-julitta/

Dinimizden olmayanla­ra da iyilik yapmaya çalışalım

Dinimizden olmayanla­ra da iyilik yapmaya çalışalım

               ortodokslartoplulugu.org                       

     Salt kardeşlerimize değil de dinimizden olmayanla­ra da iyilik yapmaya çalışalım. Onlara adil davra­nalım ki, bizim yüzümüzden Tanrı’nın adına sövülmesin.

Kardeşlerim, erdemli davranarak yaşama sahip olabilmemiz için bizi çağıran Baba’nın isteğini yerine getirelim; bizi suça iten kötü eğilimlerimizi düzeltelim ve inançsızlıktan sakınalım ki, kötü­lüklerin baskısına uğramayalım. Nitekim iyilik yapmaya çalışırsak barış hep bizden yana olacaktır. Barış, çünkü insanı korkularla yönetilip gelecekteki varlıkların vaadine şimdiki varlıkların yeğleyenlere görünmez. Bu dünyanın zevklerinin ne çok acılar, gelecekteki varlıkların ise ne çok tatlar gizlediklerini bilmezler bunlar. Böyle bir davranışı salt onlar sürdürmüş olsalardı, zarar bu denli büyük olmazdı. İşin kötüsü şu ki, sapık görüşleri ile suçsuz ruhları bozuyorlar ve bunu yapmakla hem kendileri, hem de onlara kulak verenler için çift cezaya çarpılacaklarını bilmezler. Tanrı’ya temiz bir yürekle hizmet etmeye çalışalım ve böylece dürüst olalım. Şayet, verdiği sözlere inanmadığımız için O’na hizmet etmezsek, sefil bir duruma düşeceğiz. Nitekim şöyle yazılmıştır iki yüzlü ve dengesiz bir ruha sahip olup, “Tüm bunları babalarımızın zamanında da duyduk; oysa günden güne beklememize rağmen, önceden bildirilmiş olanlardan hiçbir şey görmedik’ diyenler sefildir. Ey akılsızlar, kendinizi bir meyve ağacına benzetin. Örnek olarak bir üzüm asmasını alın. İlk başta yapraklardan bile yoksundur. Sonra ise tomurcuklar çıkar; derken ham ve yumuşak salkım çıkar; sonunda ise işte olgun üzüm. Aynı şekilde halkım da felaketlere ve zorluklara katlandı; fakat bundan sonra hep iyilikler gelecektir.

Kardeşlerim, iki ruhlu olmayalım, vaktinde ödülü alabilmek için mutlulukla göğüs gerelim. Söz vermiş olan sadıktır ve herkese yapılanın karşılığını verecektir. Doğru şeyler yapmak, Tanrı’nın huzurunda krallığına gireceğiz ve ödül olarak hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir gözün görmediği, hiçbir insanın yüreğine girmemiş olan şeyleri alacağız (bk. 1. Kor. 2,9).

Rabbin geleceği günü bilmediğimize göre, merhamet ve adalet içinde, saatten saate, Tanrı’nın krallığını bekleyelim. Vaktinde tövbe edelim, sağlam bir irade ile iyilik yapmaya uğraşalım. Çünkü biz akılsızlık ve kötülükle doluyuz. Dünkü günahları ruhumuzdan silelim ve kurtuluşa layık olabilmek için gerçekten tövbekar olalım. İltifatlardan kaçınalım ve salt kardeşlerimize değil de dinimizden olmayanlara da iyilik yapmaya çalışalım. Onlara adil davranalım ki, bizim yüzümüzden Tanrı’nın adına sövülmesin (bak. Rom. 2,24).

 Anonimler (II. – IV. yüzyıl)

Kaynak: Meryemana.net

http://www.ortodokslartoplulugu.org/konusmalar-aziz-pederlerin-sesi/dinimizden-olmayanla%c2%adra-da-iyilik-yapmaya-calisalim/

H Αθήνα έτρεξε με τους αδερφούς Αντετοκούνμπο για την Κιβωτό του Κόσμου – Helpis

Ένα παγκόσμιο μήνυμα για την αλληλεγγύη, τη διαφορετικότητα, και την ομαδικότητα έστειλαν οι Γιάννης, Θανάσης και Κώστας Αντετοκούνμπο που έτρεξαν διαδρομή 5 χιλιομέτρων στους δρόμους της Αθήνας

Hemşinlilerin ‘Vartevor’u

Anatolian Armenians

 

Image may contain: one or more people, mountain, sky, outdoor, nature and text

Hemşinlilerin ‘Vartevor’u

Ermenlerin en eski bayramı Vartavar’ı onların dışında kutlayan tek topluluk, Doğu Karadeniz yaylalarını yurt edinmiş olan Hemşinliler. Vartavar’ın ‘Vartevor’a dönüştüğü bu şenliğin Hemşin yaylalarından görünüşünü, bir Hemşinli yazdı. Geleneksel Vartavar’ı ise Sarkis Seropyan anlatıyor.

Temmuz sıcağında Vartavar serinliği

Continue Reading

https://www.facebook.com/AnatolianArmenians/?hc_ref=ART2FGypfSWZZqSuKajHZoeJ7-NEnW-iv3Dt3shcAKhrc9zP-B_xoVD3Vm7qF9JS2Z0

 

Tarihte Hristiyan Türkler

Hristiyan Türkler

ortodokslartoplulugu.org

Kaynak: Kutsal Kitap ve arkeoloji-FB

Hristiyan Türk. Ne kadar kulağa yabancı bir kavram değil mi? Kimileri diyecek ki bir Türk’ten Hristiyan olmaz. Fakat tarih aksini göstermektedir. Çuvaşlar, Yakutlar, Batı Kumanlar, Peçenegler, Karamanlılar, Gagavuzlar tarihte İslamı ağırlıklı olarak reddedip Hristiyanlığı benimseyen Türk kavimleri olarak yerlerini almışlardır. Bunların çoğu Ortodoks, az bir kısmıda Katolik ve Protestan olmuştur.

9. yüzyılda, Selçukluların Bizans’a karşı olan düşmanlığından önce, Peçenekler Bizanslılar ile müttefikti. Bizanslılar Peçenekleri Ruslara ve Macar karşı kullanmışlardır. 12. yüzyılda “Kanglılar” adındaki Türk boyu Peçenek kabile siyasetinde egemen güç haline gelir. Liderleri Kurya Kaan çok bir önemli bir karara imza atar. Kavim, Macar katolik düşmanları aksine, Bizansın Ortodoks hristiyanlığını benimser. Böylelikle Bizans’tan Yunan keşişler gönderilir ve Peçeneg kilisesi oluşur.

Kumanların hikayesi de oldukça ilginçtir. M.S. 10-13 yüzyıllar arası Batı Kumanlar Macaristan yakınlarına yerleşir ve bu topraklar “Kumanya” olarak adlandırılır. 1227 yılında Kuman savaş ağası Bortz Katolik Dominikan misyonerler tarafından ziyaret edilir ve Hıristiyanlığı kabul eder. Papa 9.Gregor bu toplu imanı işitince 1 Temmuz 1227’de Estergon Başpiskoposu Robert’i gönderir ve Batı Kumanlar Moldovya yakınlarında topluca vaftiz olur. Kumanya’da yeni bir piskoposluk bölgesi (diyosez) oluşturulur ve Teodoric adındaki papaz yeni piskopos olarak atanır. Sonrasında Bortz Kaan Macaristan Kralı II. Andrew ile bir sadakat andı içer ve Moğollara karşı müttefik olurlar. Kumanların bu kitlesel din değişimi geriye ilginç detaylar bırakmıştır.

Kumanların yeni imanını pekiştirmeye yönelik Katolik misyonerler Codex Cumanicus isminde Türk lisanında bir rehber ve ilmihal geliştirir. Şu anda Venedik San Marco kütüphanesinde yer alan bu belge (Cod. Mart Lat. DXLIX), aynı zamanda en eski yazılı Türkçelerden bir tanesidir. İncil’de geçen İsa’nın duası şöyle aktarılır: “Atamız kim köktesiñ. Alğışlı bolsun seniñ atıñ, kelsin seniñ xanlığıñ, bolsun seniñ tilemekiñ – neçikkim kökte, alay [da] yerde. Kündeki ötmegimizni bizge bugün bergil. Dağı yazuqlarımıznı bizge boşatqıl – neçik biz boşatırbiz bizge yaman etkenlerge. Dağı yekniñ sınamaqına bizni quurmağıl. Basa barça yamandan bizni qutxarğıl. Amen!”

[Çağdaş Türkçe Çevirisiyle: “Bizim atamız ki sensin gökte. Şenlensin senin adın. Hoş olsun senin gönlün, nasıl ki yerde ve tüm gökte.Bizim ekmeğimizi ver bize bütün günde. İlet bizim aklımızı. Nasıl ki biz boyun eğeriz bize emir gelince. İletme bizi her (tüm) kötülüğe. Kurtar bizi her kötülükten. Sen varsın bu güçte bu yücelikte Tanrım, amin.”]

Çuvaş ve Yakut Türkleri, küçük pagan bir kesim dışında, yerleştikleri Rusya’da çoğunlukla Ortoksluğa geçmişlerdir. Rus misyonerler İncil’i Çuvaşça’ya çevirip Çuvaşça gramer eğitimi vermek amacıyla 1769’da ilk Çuvaşça grameri hazırlanmışlardır. Kazan Üniversitesi “Doğu dilleri fakültesi” dil alanındaki çalışmalarında bu harketi desteklemiş ve 1836’da V.P. Vishnevskiy’in gramer ve sözlüğü yayımlanmıştır. Gagavuz Türklerinin durumu benzerdir. Çoğunlukla Ortodoks olan gagvuzların bir kısmı Potestan ve Katoliktir. Bugünlerde nufusları 300 bin’i bulan Gagavuzların 11. yüzyıl civarında Asya’dan göç ettikleri, Peçenek, Oğuz, Kıpçak Türkleri ile aynı soydan geldikleri düşünülmektedir.

Anadolu’ya dönecek olursak, yüzyıl öncesine kadar Anadolu’da birçok Hristiyan Türk bulmak mümkündü. Osmanlı döneminde Karamanlılar, Rum Ortodoks patriğine tabi tutuluyorlardı. Bunun en önemli sebebi Osmanlı döneminde millet ayrımının etnik kökenden çok dini kimliğe göre yapılmış olmasıdır. Ortodoks olup grekçe alfabesini kullandıkları için 1923 mübadele döneinde yaklaşık 193.000 Karamanlı, Rum sayılarak zorunlu nüfus değişimine tabi tutulmuşlardır! Büyük bir bölümü Rumca bilmeyen Karamanlılar, Yunanistan’daki yaşama uyum sağlamakta çok zorluklar çekmişlerdir.

Osmanlı döneminde ve günümüzde ise Hristiyan Türklerin çoğu sonradan Hristiyanlığı seçmiş olan Türklerden oluşmaktadır. Hristiyan azizleri veya din şehitleri olarak tarihte yerlerini bile almışlardır! Bugün sayıları binleri geçmesede, Hristiyan Türkler geleneksel Hristiyan cemaatleri (Ermeniler, Süryaniler, Rum Ortodokslar vs.) tarafından etnik kökenlerinden ötürü zor veya tereddütle kabul görürken, Türk kamuoyu ve toplumu tarafından yaptıkları dini seçim yüzünden adeta hor görülmektedirler. Fakat, işin aslına dönecek olursak, Türklük ve Hristiyanlık birbirine zıt kavramlar değildir. Biri (Türklük) etnik köken belirten bir kavram iken diğeri ise (Hristiyanlık) bir kulun Allah ile arasında olan belirli bir inanç sistemini tanımlayan terimdir

Hristiyan Türklerin hikayeleri elemler ve zulümler ile doludur. Ama çoğu Mesih’e bağladığı sevgi ve umut sayesinde zulümlerini cesaretle göğüslemiş ve olümün çehresinde ilahi bir sevinç tadabilmişler. ““Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.” (İncil, Matta 5:10-13)

http://www.ortodokslartoplulugu.org/makaleler/tarihte-hristiyan-turkler/

 

Allah’ın hizmetiyle meşgul olalım

Allah’ın hizmetiyle meşgul olalım

                                       

ortodokslartoplulugu.org

 

Kudüslu aziz Kirillos’un Kateşezlerinden

Allah’ın hizmetiyle meşgul olalım ve Allah bizle meşgul olacaktır. Ürünümüz O’nu zengin etmez, siz­leri mutlu kılar. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir su kaynağı olacak” (Yu. 4,14). Yaşayan ve fışkıran yeni bir su türü, oysa salt buna layık olan için fışkırır. Kutsal Ruh’un lütfuna hangi nedenle su deniliyor? Çünkü her şey suya muhtaçtır. Bitkileri ve hayvanları su doğurur. Yağmur suyu gökyüzünden dökülür. Hep aynı tarz ve şekilde dökülür, fakat çok şekilli sonuçlar yaratır. Hurma ağacındaki tepki başka, üzüm filizindeki başkadır. Doğası ise tektir ve kendisinden değişik olamaz. Nitekim yağmur ayrı şe­kilde düşmez, kendini değiştirmez. Fakat onu alan yaratıkların ge­reksinimlerine uyar ve her biri için gerekliliğini duydukları Allah’­tan gelme armağan olur.

Aynı şekilde Kutsal Ruh, tek şekilli ve ayrılmaz olmasına karşın, lütfu herkese dilediği gibi dağıtır. Nasıl ki, kurumuş bir ağaç sulandırıldıktan sonra yeniden filiz verir. Günahkar ruh da, tövbe yoluyla Kutsal Ruh’un armağanına hak kazanarak adalet meyvele­rini taşır. Kutsal Ruh tek bir söze aittir. Oysa tanrısal buyruk ve Mesih’in meziyetleri sayesinde çok şekilli etkiler yaratır.

Nitekim bilgelik için birinin dilini kullanır. Kehanet ile bir baş­kasının aklını aydınlatır. Birine şeytanları koyma gücünü bahşeder, diğerine Kutsal Kitapları yorumlayabilme yeteneğini. Bunun ölçülülüğünü güçlendirir, şuna ise merhameti öğretir. İnanç sahibi birine oruç tutmayı esinler, başkalarına da değişik çile çekme şekillerini. Kimi dünyasal konulardaki bilgeliği öğrenir, kimi de şehitliği kabullendiren gücü. Birinde Kutsal Ruh bir tepki yaratır, başkasında değişik birini ve her daim kendine benzer kalır. Böylece yazılmış olan gerçekleşir: “Herkesin ortak yararı için herkese Ruh’u belli eden bir yetenek verilir” (I. Kor. 12. 7).

Gelişi yumuşak ve incedir. Varlığı hoş kokulu ve tatlı, yükü çok hafiftir. Gelişi, ışığın ve bilimin parlak ışınları ile önceden belli olur. Bir kardeş ve bir koruyucu gibi gelir. Nitekim kurtarmaya, iyileştirmeye, öğretmeye, yüreklendirmeye, güçlendirmeye ve te­selli etmeye geliyor. Her şeyden önce O’nu kabul edenin aklını aydınlatır. Sonra ise bunun aracılığı ile başkalarınınkini de.

http://www.ortodokslartoplulugu.org/konusmalar-aziz-pederlerin-sesi/allahin-hizmetiyle-mesgul-olalim/